dualar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dualar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.4.14

bura

okuyorum dualarım neden kabul olmuyor vesvese girerek inanma itikadınızı zedeliyorsunuz

Neden çokça dua ettiğimiz halde bazıları kabul edilmiyor
Yapıyorum okuyorum okuyorum dualarım neden kabul olmuyor diye herkes soruyor soruyor ama eksik olan bir şeyler var ise hemen duaların eksik olmasına yada içinize düşen o kadar başit soruların cevaplarını kendiniz bulacagınıza vesvese girerek inanma itikadınızı zedeliyorsunuz bu arada eksikleri her zaman kendimizde aramalıyız hiç bir zaman dualara neden niçinleri bulaştırmamalıyız bu şekilde gittiginiz zamanda itikadınızı zedelemiş bir zaman sonrada dinden uzaklaşmış olursunuz.Daha önce yazıldı çizildi bunlar ama yine eksik olan çok şey vardır, burda tekrar edelim sırası ile herkes anlasın,genel tanım bu şekildedir,Dua bir ubudiyettir. Bizim dualarda ki ana prensibimiz ibadet kastı ve gayesi hakim olmalıdır. Yoksa duayı sırf kabul edilmesi gereken ve ihtiyaç dilekçesi olarak görmek yanlıştır.

Bazen bir şey için dua edilir. Fakat istediğimiz bu şey, zahiren kabul edilmez. Buna rağmen bizim duayı bırakmamamız lazımdır. Şayet istediğimiz şey elde edilse ve Cenab-ı Hak duamızı kabul etse nurun ala nur. Ama zahiren kabul edilmese bile biz “ duam kabul olmadı” demeyeceğiz. Aksine “ Allah bu duamı ahiretim için veya dünyada daha iyi bir şekilde kabul etti” denilir.

Hakikaten bu dua boşa gitmedi, ibadet olması dolayısıyla ahirette mükafatını göreceğim diye duasını bırakmak değil, aksine daha fazla dua etmeye gayret ve şevk taşımalıyız.

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde “bana dua edin size cevap vereyim” ( mü’min,60) buyurmaktadır. Bazıları bu ayet-i kerimeyi öne sürerek şöyle demektedirler: madem Allah “bana dua edin bende kabul edeyim” demiştir. Neden çokça dua ettiğimiz halde bazıları kabul edilmiyor. Bu hususta alimlerimiz ittifakla bu ayette Allah “cevap veririm” demektedir, “ Kabul ederim” dememektedir. Nasıl ki, sen bir hekime gitsen ve desen “ ey hekim bana şu ilacı ver” elbette hekim sana cevap verir ve “ buyurun” diye cevap verir. Fakat istediğin şey ya hikmetsiz, ya faydasız veya sana zararlı bir ilaç ise, onu değil de daha güzelini sana verir.

Aynen onun gibi, mutlak hikmet sahibi Cenab-ı Hak “ bize ve dualarımıza cevap verir. Ama kabul etmek hikmetine tabi olduğundan bazen istenen şeyin aynısı bazen de daha güzelini bazen de zararlı olduğunu bildiği için hiç vermez.

Bu kısa açıklamadan sonra duaların kabul şartlarına geçelim. Evvela dua kabul çerçevesi dahilinde olacak. Sonra samimi ve günahsız bir ağızla olacaktır. Mümkünse abdestli ve helal lokma alınmak suretiyle bereketlenecektir. Mübarek mevkilerde özellikle mescit ve camilerde, mübarek zamanlarda özellikle ramazan ayı ve kadir gecesi, berat gecesi gibi mübarek gecelerde, namazlardan sonra özellikle sabah namazından sonra dua edilmesi kabule karin olması hikmet-i ilahiye ve rahmet-i ilahiyece matluptur. Bu şartlardan uzaklaşıldığı taktirde de duanın tesiri azalacaktır.


Duanın çeşitleri var:

Mesela sizin yarın bir imtihanınız var. Bu imtihanın duası çalışmaktır. Buna fiili dua denir.

Çalışmayı yaptıktan sonra ellerinizi kaldırır “ ya rabbi bana hayırlısını nasip et” demeniz sözlü bir duadır. Safi ve halis bir şekilde ve neticeye kanaat ederek dua etmek gerekir.

Çünkü, bazen istediğimiz bir şeyin hakkımızda hayırlı olmayacağını Allah bilir fakat biz bilemeyiz. Sonsuz rahmet sahibi Allah’ımızda bunun hayırlı olmayacağını bildiğinden dolayı, farklı bir şekilde kabul eder.

Hazreti Meryem validemizin doğma vaktinde annesi O’nu mescide adar. Ve O’nun erkek değil kız olduğunu görünce epey şaşırır ve üzülür. Alimlerimiz bu durumu misal getirerek derler ki, Allah muhakkak yaptığımız duaları kabul eder.

Bazen daha farklı ve daha güzel bir surette kabul eder. İşte Hz. Meryem 100 erkek değerinde bir kız. Allah annesinin duasını kabul etmedi denilmemeli. Aksine daha güzel bir surette kabul etti denilmelidir.

Bazen de dünyada hiç kabul edilmedi zannedilir. Fakat cennette daha ulvi ve güzel şekilde kabul edilir.

Şimdi bunları okuduktan sonra sorgulamak yerine önce inanmak gereklidir bir iş bulmak içinde firmaya gider bir dilekce verirsiniz ve döner gelirsiniz evinize beklemeye başlarsınız bu dilekce degerlendirilir olumlu ise size dönülür olumsuz ise arşive kalkar sonuc tabiki Allah (c.c) izni ile olacaktır ama telefon nosunu 1 numara yanlış yazarsanız ? size dönülmesi biraz zor olacaktır ,şimdi dua ederken nasıl iş bulurken size bir form verilir sıra ile isim soyad adres tel meslek referanslarınız gibi önem arz eden sorulara özenle cevap veriyorsanız dua ederken bir hacetinizin olması için de olmaz sa olmazların oldugu sıraları takip edeceksiniz ki isteginiz sizin için hayırlı ise Allah (c.c) bilir isteginiz dualarınız yerini bulsun şer ise de onu sizin için ya erteleyecektir yada öteki alemde size hayıra cevirip verecektir ilk önce duaya yapmak istediginiz hacetinize başlamadan önce önemli:temiz bir gusul abdesti alın çokca tövbe edin tövbe istiğraf duasını 3 kez okuyun 4 rekat Allah rızası için namaz kılın Niyet edin ve kıbleye oturdugunuz yerde duanızı okuyunuz düzgün çümleler kullanın birden fazla anlam olacak şekilde degil anlaşılır öz sade olarak duanızı yapın şiir gibi değil içinizden kalben kalp atışlarınızı nasıl attıgını hissediyorsunuz aynı o şekilde olacak Allahın huzrunda oldugunuzu unutmayın ve burda sadece siz ve Allah arasında hiç kimse yok içinizden geldigi gibi duanızı bitirin.Ve bu duayı bitirdiginizde tanımadıgınız birine sadeka verin verirken içinizden niyetinizi geçirin verin kişiden Allah razı olsun sözünü aldıktan sonra ki belki diyorum bunu demezsse Allah razı olsun diye bir başka çümle kurarsa sölerse bir başka kişye daha sadaka verin bunu kendi rızasıyla kendi kendine size söliyecektir ve arkanıza bakmadan içinizdende vesvese geçirmeden ordan cıkın.Bu şekilde tarif ettigim gibi yaparsanız sizde kendinizde bir eksik görmeden yaptıgınızda kendinizden eminseniz Allah bütün dualarınızı Allahın izni ile sizin için ne hayırlı ise kabul edecektir,

Biliyorum epey uzun bir yazı oldu ama bu genel bir yazı oldugundan ve sizide sıktıysam kusura bakmayın lütfen ama nedenler niçinler kendi üzerimize olmalı başka yere değil.

Şimdi duamızın kabul olup olmadıgını nasıl anlayabiliriz anlayabilirmiyiz?

konusuna gelelim, evet kısmende olsa bunların işaretleri vardır anlarız nasıl peki, Eğer yaptıgımız dua kabul olmuş ise yukarda saydıgım işlemler de bir aksilik olmaz her şey yolunda gider kendinizi bir hoşluk içinde ağlamak istersiniz dolarsınız dokunsan boşalarak ağlıyacak gibi hisse kavuşursunuz veya yücudunuzda her hangi bir yerde seğirme belirtileri olur yada duadan sonra güzel tatlı bir yorgunluk uyku uyuma istegi oluşur bunun gibi işaretler duanızın kabul olacagına işaretlerdir kendinizi dinlediginizde bunları çok güzel hissedersiniz.

Şimdi de gelelim Niyet ettiğiniz olay için dua edeceksiniz veya bir şeyler yapacaksınız bunun hayırlı mı hayırsızmı olacagını nasıl anlarsınız?

olaylar aklınıza geldigi ilk düşünce ile içinizden geçirdiginiz NİYET ile başlar yapacagınız dua olsun veya yazacagınız bir esma olsun veya ne içinizden geçirmiş iseniz o , niyetten sonra yani yukarlarda saydıgın gusulden başlar başlamadan önce elektirikler kesilir siz anlamazsınız ama niyet ettiniz ya ilk önce sonra duş alırken sular kesilir yine anlamazsınız içinizdeki vesvese varya o sizinle ugraşır siz illaki yapacaksınız çünki kafaya koydunuz bir kere bu olayları gecseniz bile beklenmedik anda misafir gelir, veya uykunuz agır basar uyursunuz ertelersiniz yarın yapayım diye , ama siz gene anlamazsınız kaleminiz yazmaz kagıt bulamazsınız yada daha önce yapmak için bir yere not aldıgınız duayı bulup okuyacaksınızdır ama her gün göz önünde duran dua , aradıgınız da yoktur bulamazsınız siz bulmak için inat edersiniz belki bulursunuz ama aksilikler devam eder bu gibi hallerde anlamanız gereken şey o işi ertelemenizdir , bu gibi hallere düştügünüzde yapmak istediginiz her ne ise bunun sizin için hayırlı olmadıgını veya sizin üzerinizde bir eksikligin oldugu yada o günün bu işler için hayırlı olmadıgına karar vermelisiniz.

O zaman bu işlemleri baştan başka bir gün tekrar deneyin.

Tekarar özür dileyerek devam ediyorum bunlar sizlerin yararına oldugu için bu kadar uzun yazı haline geldi,

insan üzerinde kimileri kabul etmesede sayıların büyük önemi vardır yukarda yazdıgım gibi ters giden şeylere maruz kaldıgınızda ayın kacı oldugunada bakmanız gerekiyor ayın 3-5-13-16-20-23-24 kapalı günlerdir bu günlerde olup olmadıgınızı kontrol edin.

Bu kadar bilgi yeterli sanırım.

Allaha emanet olun.Allah hayır için yaptığınız duaları kabul etsin.
bura

11.7.10

bura

risalei nur külliyatı 1. mektubat 1. sual

BİRİNCİ MEKTUP

BİRİNCİ SUAL: Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar?

Elcevap: Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulema hayatında şüphe etmişler.

Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir.

İkinci tabaka-i hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyet değillerdir. Bazan, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, "makam-ı Hızır" tabir edilir. O makama gelen bir velî, Hızır'dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazan o makam sahibi, yanlış olarak ayn-ı Hızır telâkki olunur.

Üçüncü tabaka-i hayat: Hazret-i İdris ve İsâ Aleyhimesselâmın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüdle, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kesb eder. Âdetâ beden-i misalî letâfetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semâvatta bulunurlar. "Âhirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm gelecek, şeriat-i Muhammediye (a.s.m.) ile amel edecek"2 meâlindeki hadisin sırrı şudur ki:

Âhirzamanda, felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı, İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılâp edeceği bir sırada, nasıl ki İsevîlik şahs-ı mânevîsi, vahy-i semâvî kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürür. Öyle de, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı mânevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden Deccalı öldürür; yani, inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürecek.

Dördüncü tabaka-i hayat: Şüheda hayatıdır. Nass-ı Kur'ân'la, şühedanın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet, şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarik-i hakta feda ettikleri için, Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı âlem-i berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar. Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar, kemâl-i saadetle mütelezziz oluyorlar, ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar. Ehl-i kuburun çendan ruhları bâkidir; fakat kendilerini ölmüş biliyorlar. Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişmez.

Nasıl ki, iki adam bir rüyada cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rüyada olduğunu bilir; aldığı keyif ve lezzet pek noksandır. "Ben uyansam şu lezzet kaçacak" diye düşünür. Diğeri rüyada olduğunu bilmiyor; hakikî lezzet ile hakikî saadete mazhar olur. İşte, âlem-i berzahtaki emvat ve şühedanın hayat-ı berzahiyeden istifadeleri öyle farklıdır. Hadsiz vakıatla ve rivayatla, şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sabit ve kat'îdir. Hattâ, Seyyidü'ş-Şüheda olan Hazret-i Hamza Radıyallahu Anh, mükerrer vakıatla, kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vakıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve ispat edilmiş. Hattâ, ben kendim, Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı. Benim yanımda ve benim yerime şehid olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman, mahall-i defnini bilmediğim halde, bence bir rüya-yı sadıkada, tahte'l-arz bir menzil suretindeki kabrine girmişim. Onu şüheda tabaka-i hayatında gördüm. O beni ölmüş biliyormuş; benim için çok ağladığını söyledi. Kendisini hayatta biliyor. Fakat Rus'un istilâsından çekindiği için, yeraltında kendine güzel bir menzil yapmış. İşte bu cüz'î rüya, bazı şerâit ve emâratla, geçen hakikate bana şuhud derecesinde bir kanaat vermiştir.

Beşinci tabaka-i hayat: Ehl-i kuburun hayat-ı ruhanîleridir. Evet, mevt, tebdil-i mekândır, ıtlak-ı ruhtur, vazifeden terhistir; idam ve adem ve fenâ değildir.

Hadsiz vakıatla ervâh-ı evliyanın temessülleri ve ehl-i keşfe tezahürleri ve sair ehl-i kuburun yakazaten ve menâmen bizlerle münasebetleri ve vakıa mutabık olarak bizlere ihbaratları gibi çok delâil, o tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Zaten beka-i ruha dair Yirmi Dokuzuncu Söz, bu tabaka-i hayatı delâil-i kat'iye ile ispat etmiştir.


bura