29.4.10

bura

Duhan suresi,türkçe meali

Türkçe Meali:

1- Ha, Mim.

2- Apaçık Kitab'a andolsun;

3- Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten Biz uyaranlarız.

4- Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır.

5- Katımız'dan bir emir ile; doğrusu Biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.

6- Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.

7- Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.

8- O'ndan başka İlah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.

9- Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp-oyalanıyorlar.

10- Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle;

11- (Bu duman) insanları sarıp-kuşatıverir. İşte bu, acı bir azaptır.

12- "Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp-gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz."

13- Onlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.

14- Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir."

15- Biz sizden bu azabı biraz açıp-gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz.

16- Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette Biz intikam alacağız.

17- Andolsun, Biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti;

18- "Allah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim" (demişti).

19- "Allah'a karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık, bir delil getiriyorum."

20- "Ve doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım."

21- "Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup-ayrılın."

22- Sonunda Rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu-günahkar bir kavimdirler" diye dua etti.

23- (Allah da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi).

24- "Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur."

25- Onlar nice bahçeler ve pınarlar terk etmişlerdi;

26- (Nice) Ekinler, güzel konaklar,

27- Ve içlerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler,

28- İşte böyle; Biz bunları başka bir kavme miras olarak verdik.

29- Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi.

30- Andolsun, Biz İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan kurtardık.

31- Firavun'dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi.

32- Andolsun, Biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.

33- Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.

34- Muhakkak, bunlar da diyorlar ki:

35- "(Bütün herşey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak değiliz."

36- "Eğer doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım."

37- Onlar mı hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu-günahkardı.

38- Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir �oyun ve oyalanma konusu� olsun diye yaratmadık.

39- Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.

40- Şüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir.

41- O gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez.

42- Ancak Allah'ın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir.

43- Doğrusu, o zakkum ağacı;

44- Günahkar olanın yemeğidir.

45- Pota gibi; karınlarda kaynar-durur;

46- Kaynar-suyun kaynaması gibi.

47- "Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin."

48- "Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün;"

49- "(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun."

50- "Gerçekten bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir."

51- Muttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar.

52- Cennetlerde ve pınarlarda,

53- Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).

54- İşte böyle; ve Biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.

55- Orda, güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar;

56- Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur.

57- Senin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur.

58- Belki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, Biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.

59- Öyleyse sen gözleyip-bekle; elbette onlar da gözleyip-bekliyorlar.


bura