6.11.10

bura

iftiraya uğrayanların duası,İftiradan kurtulma duası

 Her türlü kötü iftiradan kurtulma duası
 Bismillahirrahmanir rahim

kul euzu bi rabbil felak min şerri ma halak...
arkadaslar bazen haksız yere iftiraya maruz kaldıgımız anlar oluyor, haklı oldugunuz halde insanlar kendi cıkarları ya da kıskanclıkları pislikleri nedeniyle domuzluk yapabiliyorlar

şimdi bu iftiracılara karşı nasıl bir duada bulunur rabbimize nasıl sığınırız ne okumalıyız size kendimce gerekli ayetleri buldum

lütfen önce 2 rekat hacet namazı kılalım
bilmiyorum hiç kılmadım a duaları ezberleyemedım demiyelim
forumda 2 rekat hacet namazı nası kılınır yazmışım, bin tane resim eklemişim
bi zahmet çıktı alın bi şekilde kılın 2 rekat namaz 3 dk sürüyor daha da bilmiyorum demeyelim şu an düşsen ölsen sana sorulacak ilk soru namazlarındır.. ona göre..

2 rekat hacet namazı sonrası şu ayetleri okuyarak rabbimizden bağışlanma ve sığınma dileyelim
inşallah bir kapı açar
nisa 112
Ve men yeksib hatîeten ev ismen summe yermi bihî berîen fe kadihtemele buhtânen ve ismen mubînâ.
Ve kim hata yaparak veya bir suç işleyerek günah kazanır sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, o taktirde o, iftirayı ve apaçık bir günahı yüklenmiş olur.

enam 24
Unzur keyfe kezebû alâ enfusihim ve dalle anhum, mâ kânû yefterûn.
Bak! Kendilerine karşı nasıl yalan söylediler. İftira etmiş oldukları şey, onlardan sapıp gitti (uzaklaştı).


araf 152
İnnellezînettehazûl ıcle seyenâluhum gadabun min rabbihim ve zilletun fîl hayâtid dunyâ, ve kezâlike neczîl mufterîn.
Muhakkak ki; buzağıyı (ilâh) edinen kimseler, Rab'lerinden bir gazaba ve dünya hayatında bir zillete uğrayacaklar. Ve işte böyle, iftira edenleri cezalandırırız.


hud 50
Ve ilâ âdin ehâhum hûdâ(hûden), kâle yâ kavmi'budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruh, in entum illâ mufterûn.
Ve Ad kavmine, onların kardeşi Hud (A.S) (şöyle) dedi: “Ey kavmim, Allah'a kul olun! Sizin, O'ndan (Allah'tan) başka İlâh'ınız yoktur. Siz ancak iftira edenlersiniz (uyduranlarsınız).”


nur11
İnnellezîne câû bil ifki usbetun minkum, lâ tahsebûhu şerren lekum, bel huve hayrun lekum, li kullimriin minhum mektesebe minel ism, vellezî tevellâ kibrehu minhum lehu azâbun azîm.
Muhakkak ki (Hz. Ayşe hakkında) ifk (iftira) ile gelenler, sizden bir gruptur. Sizin için onun bir şerr olduğunu zannetmeyin. Hayır, o sizin için hayırdır. Onlardan herbirinin günahtan kazandıkları (cezalar) vardır. Ve onun büyüğünü yönetene (uydurup, yayana) büyük azap vardır.

nur 14
Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu fîd dunyâ vel âhırati le messekum fî mâ efadtum fîhi azâbun azîm.
Eğer dünya ve ahirette Allah'ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı, içine daldığınız şeyden (iftiradan, dedikodudan) dolayı size mutlaka büyük azap dokunurdu.

nur 15
İz telâkkavnehu bi elsinetikum ve tekûlûne bi efvâhikum mâ leyse lekum bihî ilmun ve tahsebûnehu heyyinen ve huve indallâhi azîm.
Onu (iftirayı) dillerinizle anlatıyordunuz (soruyordunuz) ve hakkında sizin bilginiz olmayan bir şeyi ağızlarınızla söylüyordunuz. Ve o, Allah'ın katında büyük (bir suç) olduğu halde siz, onu önemsiz sandınız.

nur 16
Ve lev lâ iz semi’tumûhu kultum mâ yekûnu lenâ en netekelleme bi hâzâ subhâneke hâzâ buhtânun azîm
Ve onu işittiğiniz zaman: “Bizim bunu konuşmamız olmaz (bize yakışmaz), sen Sübhan'sın (Allah'ım Sana sığınırız). Bu büyük bir bühtan (uydurulmuş bir iftira)dır.” deseydiniz olmaz mıydı (demeniz gerekmez miydi)?

nur 26
El habîsâtu lil habîsîne vel habîsûne lil habîsât(habîsâti), vet tayyibâtu lit tayyibîne vet tayyibûne lit tayyibât, ulâike muberraûne mimmâ yekûlûn, lehum magfiretun ve rızkun kerîm.

Kötü kadınlar, kötü erkekler içindir. Kötü erkekler, kötü kadınlar içindir. Temiz kadınlar, temiz erkekler içindir. Temiz erkekler, temiz kadınlar içindir. İşte onlar, (kendileri haklarında) söylenenlerden berî (uzak) olanlardır. Onlar için mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) ve kerim (Allah'tan ikram edilen) rızık vardır

azhab 58
Vellezîne yu’zûnel mu’minîne vel mu’minâti bi gayri mektesebû fe kadihtemelû buhtânen ve ismen mubînâ.
Ve mü'min erkek ve mü'min kadınlara iktisap etmedikleri (haketmedikleri, bir suç işlemedikleri) halde eziyet edenler bu durumda buhtan (iftira) ve apaçık günah yüklenmiş oldular.

duası kabul olanlar benim için 1 ayetel kürsi okursa çok sevinirim rabbim yar ve yardımcınız olsun inşallah
bura

17.8.10

bura

Ramazanla ilgili tüm merak edilenler,Oruçla ilgilimerak edilenler

Ramazan İbadeti

"İbadet, ubudiyet, tapınma, kulluk" kelimeleri "itaat etmek, boyun eğmek, kutsal manada saygı sunmak, en büyük varlık diye iman edilene yaklaşmak için birtakım merasimler ifâ etmek ve hareketler yapmak"tır. Bir ayete göre insanlar ve cinler "kulluk etsinler diye" yaratılmışlardır. Kâfiri mü'mini, fâsıkı âbidi, iyisi kötüsü, maddecisi ruhçusu ile bütün insanlar kulluk etmektedir; ancak kimi kula, kimi nefsine, kimi dünya menfaatlerine, kimi gazap ve ihtiraslarına, kimi gerçek diye inandığı bir hayale veya ideolojiye, kimi batıl mabutlara... kimi de yegâne ma'bud (tapılmaya layık) olan Allah Teala'ya. Bütün hak dinler gibi İslâm'ın da gayesi insanı bütün batıl inanç ve kulluklardan kurtararak kendini ve Rabbini tanıtmak, yalnız O'na ibadet etmesini sağlamak, bütün mevcudiyetiyle O'na bağlamak ve bu bağlılık içinde gerçek hürriyete kavuşturmaktır. İnsan mutlak manada hür değildir ve olamaz; yukarıda işaret edildiği üzere mutlaka bir bağlılığı ve kulluğu vardır; şu halde esaret, insanın kendisinden aşağı veya ona denk olana bağlanması, kul ve köle olması, gecesini gündüzünü onun yoluna feda etmesidir. Hürriyet ise bu bağlılıklardan kurtularak büyüklük ve kemaline sınır, yücelik ve azametine hudut bulunmayan Allah'a bağlanmak, O'na kul olmak, kainata bu kulluk imanı içinde bakmak, her şeyi bu anlayış içinde yerine koymaktır.
İslâm dini bu "ebedî mutluluk vasıtası kulluğu, bu bağlılık içindeki hürriyeti" temin edebilmek için insanlığa bir iman nizamı, bir ibadet, hukuk, devlet, iktisat, cemiyet... nizamı getirmiştir. Temizlik, namaz, oruç, hacc, zekât, cihad, Allah rızası için yapılan her davranış, dua, zikir... ibadet binasının bölümlerini teşkil etmektedir. İbadetlerin hikmet ve gayelerinin birisi ve en önemlisi "nefsi tezkiye, ruhu tasfiye"dir; yani insanı terbiye etmek, bütün imkân ve kabiliyetlerini hayra, iyiye yöneltecek hale getirmektir. Her yıl idrak edip bir ay yerine getirmeye çalıştığımız Ramazan ibadeti; oruç, teravih namazı, sahur, iftar, fukaraya tasadduk ve ikram, ayın sonunda fıtır sadakası gibi ibadetlerden teşekkül etmektedir. Şimdi bu ayın ve içinde yapılan ibadetlerin değerini ifade eden nassları dinleyelim.
Ayetler, hadîsler:
"Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi - sakınasınız diye- size de oruç farz kılındı. " (Bakara:2/183).
"Doğruyu yanlıştan ayıran, yol gösteren açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur'ân'ın içinde indirildiği Ramazan ayı: Kim o aya ulaşırsa onu oruçlu geçirsin!" (Bakara:2/185)
"....oruç tutan erkekler ve kadınlar... İşte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır." (Ahzab: 33/35)
Bir kudsî hadîste Allah Teala şöyle buyuruyor:
"İnsanoğlunun her ameli (ibadeti) kendisi içindir; yalnız oruç müstesna; çünkü o benim içindir, onun mükafatını da ben vereceğim. Oruç kalkandır (kötülükleri önler). Biriniz oruç günü olunca kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, cahilce davranmasın, birisi ona sataşır veya bulaşırsa: "Ben oruçluyum, ben oruçluyum" desin! Muhammed'in hayatı elinde olana (Allah'a) yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu kıyamette, Allah nezdinde mis kokusundan daha güzeldir. Oruçlunun yaşadığı iki sevinci vardır: İftar edince bu sebeple sevinir. Rabbine kavuşunca da orucundan dolayı sevinir. (Ahmed, Müslim, Nesaî)
Bu hadîsin "oruç kalkandır" diye başlayan cümlesine kadar olan kısmı kudsî, geri kalanı nebevî hadîstir.
"İslâm beş temel üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka mâbud olmadığına ve Muhammed'in (sav), Allah'ın elçisi olduğuna tanıklık etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, Ramazan ayında oruç tutmak ve haccetmek." (Buharî, Müslim...)
Ramazan ayı gelince Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Size mübarek (bereketli) bir ay gelmiştir. Allah bu ayın orucunu size farz kılmıştır. Bu ayda cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapatılır, şeytanlar zincire vurulur, onun içinde, bin aydan hayırlı bir gece vardır ki, onun hayrından mahrum kalan çok şey kaybetmiş olur." (Ahmed, Nesâî, Beyhaki).
"Beş vakit namaz ile cumaya kadar cuma gelecek Ramazana kadar Ramazan -büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde- arada geçenleri temizleyen kefarettirler." (Müslim)
"İman ile, ihlâs (sırf Allah rızasına niyet) ile ramazanı tutanın geçmiş günahları bağışlanır." (Ahmed, Nesâî, Tirmizî, Ebû Davud)
Bu ayet ve hadîsler Ramazan ibadetinin değerine, hükmüne ve hikmetine ışık tutmaktadır. Bunlara dayanan İslâm uleması Ramazan orucunun-gerekli şartları taşıyan-mükelleflere farz olduğunda ittifak etmişlerdir.

Hikmeti:
Çeşitli mevsimlerde ve durumlarda kullarını bir ay, gündüzleri yemek, içmek ve birleşmekten meneden, böyle bir ibadeti teklif eden Allah Teala'nın şüphesiz kullar için hayırlar, menfaatler, iyilikler sağlayan maksad ve hikmetleri vardır. Bunlar içinden bilinebilenleri, düşünebildiklerimizi şöyle sıralamak mümkündür:
1- Oruç Allah Teala'nın emri ile yapılan, O'na ibadet olmak üzere edâ edilen bir vazife olduğu için oruçlu bütün gün kendisini devamlı olarak ibadet halinde bilecek, oruç hali ona kesintisiz veya sık sık Allah'ı anma, hatırlama imkânı verecektir. Allah'ı anmak kulun yaptığı en büyük ibadettir, aslında bütün ibadetlerin bir hedefi de "huzur maallah" haline alışmak, kalbin bir an Allah'tan gafil olmamasını sağlamaktır.
2- Oruç bir esaretten kurtulma temrini, insanı hükmü altında tutan alışkanlıklar ve adi ihtiyaçlara karşı bir başkaldırma provasıdır. Alışkanlıkların yemek içmek gibi faydalısı, kumar, içki gibi zararlıları vardır. Her iki çeşidiyle alışkanlıkların mahkûmu olmak, gerektiğinde onlara karşı duramamak eksikliktir, irade za'fına delâlet eder, tavizlere sebep olur. Sabahtan akşama kadar iradesiyle aç ve susuz duran, şehvetini dizginleyen insan en hayatî alışkanlık ve ihtiyaçlarının da esaretinden kurtulmuş demektir; gerektiğinde bunlardan fedakârlık edebilecektir.
3- Fazla gıda vücutta birikimlere, zararlı fazlalıklara sebep olmaktadır. Oruç bunları temizlemekte, fazlalıkları eritmekte ve ruh gibi bedende bir de tasfiye (süzme) yapmaktadır. Bu hikmetin gerçekleşebilmesi için yemede ve içmede sünnet sınırını aşmamak gerekir.
4-"Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir?
Mübtelay-ı gama sor kim geceler kaç saat!" beyti, derdi, acıyı ancak çekenin, ona ma'ruz kalanın bildiğini, aynı acıyı çekmeyen, aynı derdi taşımayan kimsenin dertlinin halinden anlayamayacağını ifade etmektedir. İslâm sosyal adaletçi bir dindir; bütün canlılara karşı merhameti olmayan, mümin kardeşinin acısını kendi vücudunda duymayan bir insan en azından kamil bir mümin ve müslüman değildir; hamdır, eksikleri vardır, ibadetlerle kemale gelmesi gerekir. Oruç, açlık, susuzluk, ihtiyaca rağmen bekârlık gibi durumları yaşatan, bu ihtiyaçları herkese tatma ve duyma imkânı veren bir ibadettir. Bunun arkasından anlayış, alaka ve yardım gelecektir.
Ramazanın başlangıcı
Farz olan oruç, Ramazan ayı içinde tutulan oruçtur; kaza ve keffaret de bunun kaçırılmasından doğmaktadır. Şu halde ibadetine başlamak ve son vermek için Ramazan ayının giriş ve çıkışını bilmek, "hangi gün Ramazan ayının birinci günüdür, hangi gün ramazan bayramıdır" tesbit etmek gerekmektedir. Rasul-i Ekrem (sav) âlim cahil, okuyan okuyamayan, şehirli köylü.. herkesin kullanabileceği bir ölçü vermiş "Ramazanın giriş hilalini görünce oruca başlayın, tekrar aynı hilali görünce oruca son verin" buyurmuştur. Havanın bozuk olması gibi bir engel görüşe mani olursa "Şa'ban ayını otuza tamamlayarak, ondan sonraki gün oruca başlamamızı" emretmiştir. (Buhârî, Müslim). Bu hadîs-i şerif hem görme (rü'yet-i hilal) hem de hesaplama yolunu göstermekte, her ikisinden de faydalanmaya cevaz vermektedir. Yapılan ilmî araştırmalar ve tecrübeler rü'yet ile hesaplamanın paralel düştüğünü, bir tarafta hata olmadıkça sapma da olmadığını, hesabın "şu gün, şurada görülecektir" dediğinde "rü'yetin o gün orada vaki olabildiğini" göstermektedir. Ayrıca ulemanın ekseriyeti, İslâm dünyasının herhangi bir yerinde hilal görülünce diğer yerlerde bulunan ve bizzat hilali görmemiş olan müslümanların da oruç ve bayram ibadetlerini yapabilecekleri görüşünde birleşmişlerdir. Son yıllarda yapılan ülkeler arası ilmî çalışmalar geçmiş ihtilafların metod farkından veya dikkatsizlikten ileri geldiğini tesbit imkânı vermiş, birliğe doğru önemli adımlar atılmıştır.159 Müslümanların yapacağı şey, selahiyetli makamların önceden ilan ettikleri günde orucuna başlamak ve bayramını yapmaktır.
Oruç kimlere farzdır?
Müslüman, aklı başında, sağlam, yerleştiği yerde bulunan (yolcu olmayan), kadın ise hayız ve lohusalık hallerinde bulunmayan kimselere Ramazan orucunun farz olduğunda ittifak vardır. Bu şartları taşımayanların oruç ibadeti karşısındaki durumlarını maddeler halinde şöylece özetleyebiliriz:

1-Kâfir ve akıl hastası:
Müslüman olmayanların yapacakları ibadetler geçerli değildir; onlar için en büyük ibadet hak dini tanımak ve müslüman olmaktır; ancak bu temeli kurduktan sonradır ki üzerinde ibadet duvarları yükselebilir; aksi halde imansız ibadet, su üzerine yazı yazmaya benzer.
Mükellefiyetin şartlarından birisi akıl ve ruh sağlığıdır; bu sebeple akıl hastası oruç ile mükellef değildir.

2- Çocuk:
Mükellef (yükümlü, sorumlu) olmanın ikinci şartı ergenlik çağına girmektir. Henüz bu çağa gelmemiş olan çocuklara oruç tutmak farz değildir. Ancak velilerinin onları oruca alıştırmaları, oruç terbiyesi vermeleri, bunun için uygun duruma gelince -aralıklarla da olsa- oruç tutturmaları güzel bir davranıştır. Buhârî ve Müslim'in rivâyet ettikleri bir hadîsten sahabenin, çocuklarını oruca alıştırdıklarını, acıktık diye şikayetlenen çocukları oyuncaklarla oyaladıklarını öğreniyoruz.

3- Yaşlı, hasta, emzikli, gebe ve ağır işçiler:
a) Yaşlı kadın ve erkekler:
Her gün biraz daha geriye giden, za'fa düşen, oruç tutmaya güçleri yetmeyen, dayanamayan yaşlılar (şeyh-i fani) oruç tutmazlar, tutamadıkları her gün için bir fidye verirler. Fidye bir fakiri bir gün doyuracak yiyecek veya bunun bedelidir ve fıtır sadakasına eşittir.

b) Hastalar:
Oruç tuttuğu takdirde hastalığının artacağı veya iyileşmesinin gecikeceği bilinen hasta Ramazanda orucunu tutmayıp iyileştikten sonra kaza edebilir. Ömrü boyunca oruç tutmaması gerektiği, mütehassıs ve müslüman bir doktor tarafından söylenen kimse yalnızca fidye verir ve böylece oruç ibadetini yapmış olur.

c) Emzikli ve gebe kadınlar:
Oruç tuttukları takdirde kendileri veya çocukları zarar görecekse Hanefî mezhebine göre o Ramazanda oruç tutmayıp sonradan kaza edebilirler. Bazı müctehidler yalnız fidye, bazıları ise hem fidye, hem de kaza gerekir demişlerdir.

d) Ağır işçiler:
Ya rızık temini için, yahut da esir veya hapiste bulunduklarından ağır işlerde çalışmak mecburiyetinde kalan kimseler oruç tutarlarsa bir kısmı hastalanır; oruç tuttukları takdirde hastalanacakları bilinen kimselerin durumu hastalar gibidir. Aynı durumda olan diğer işçiler ise hastalanmayabilirler; fakat bunlara da oruç tutmak çok zor gelir, büyük güçlük çekerler. İşte bu durumda olanlar hakkında iki görüş vardır:
Birinci görüş: Böyle kimseler oruç tutmakla mükelleftirler, güçlük ve meşakkat oruç tutmamaları için ruhsat sebebi olamaz. Hanefîlerin de dahil bulunduğu fukahâ ekseriyeti bu görüştedir.
İkinci görüş: Bu gibi kimseler oruç tutmayıp her gün için bir fidye verebilirler.
Bu konudaki farklı görüşlerin mesnedi Bakara sûresinin 184. ayetinin farklı tefsiridir. "....oruca dayanamayanlar bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir...." mealindeki ayeti, birinci grup ya mensuh kabul etmiş, yahut da "yutîkünehû" kelimesine "gücü yetmeyen, dayanamayan" manasını vermişlerdir.
İkinci grup ise İbn Abbas'ın anlayışına dayanmışlardır. Ona göre ayet mensuh değildir; oruç tutmaya gücü yetmekle beraber çok zorluk çeken kimseler ayetin şümulüne girer ve böyleleri oruç yerine fidye verirler. Günümüzde bazı Ezher uleması bu görüşü tercih etmişlerdir.160

4- Yolcular:
"İçinizde hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar" (Bakara: 2/184) ayeti, yolcu olanların da sonradan kaza etmek üzere oruçlarını açabileceklerini ifade etmektedir. Ayetin sonunda yer alan "oruç tutmanız -bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır" ifadesi ise zarar ve meşakkatin bahis mevzuû olmadığı durumlarda tutmama ruhsatını kullanmak yerine orucu tutmanın daha iyi olacağını, bunun tercih edilmesinin kul için daha hayırlı olduğunu göstermektedir.
5- Hayızlı ve lohusa olanlar:
Bu durumda bulunan kadınların oruç tutmaları caiz değildir. Yapacakları şey, bu haller geçtikten sonra ilk fırsatta oruçlarını kaza etmekten ibarettir.
Oruç nasıl tutulur?
Oruç imsak vaktinden güneşin batmasına kadar geçen zaman içinde yeme, içme ve cinsî birleşmeyi ibadet niyetiyle terketmektir.
Buna göre oruç tutacak kimsenin önce oruca niyet etmesi gerekir. Niyetin sözle olanı, "Yarın Allah rızası için oruç tutmaya niyet ettim" gibi bir ifade ile yapılmış olur. Bunu dili ile söylemeyip kalbinden geçirmek de kafidir. Oruç tutmak niyetiyle kalkıp sahur yiyen kimse de fiil ile niyet etmiş olur. Niyetin oruç günü, güneşin tepe noktasına gelmesinden önce yapılmış olması şarttır.
İmsak vaktinden maksat fecir; yani tan yerinin ağarmasıdır. oruca niyet eden kimse imsaktan itibaren yeme ve içmeyi eşi ile cinsî birleşmede bulunmayı terkeder. Bunların dışında terketmesi farz olan bir şey yoktur; normal, günlük işleri ile meşgul olabilir. Akşam olup güneş batınca oruç yasaklarından birini işleyerek orucunu açar.

Orucun sünnet ve adabı:
1- Sahur yemeği:
Hz. Peygamber (sav) "Sahur yapın: Çünkü sahurda bereket vardır" buyurmuşlardır. Buna göre gecenin sonuna doğru, imsaktan birkaç dakika öncesine kadar kalkıp bir şeyler yemek ve içmek sünnettir; bunun ruh ve bedene faydaları vardır. Sahurun tehiri, vaktin sonuna doğru yenmesi Rasul-i Ekrem (sav)'in tavsiyesi ve sahabenin adetleri cümlesindendir.

2- İftar:
Peygamber Efendimiz (sav) oruçlu iken güneş batınca evvela birkaç yaş hurma, bu yoksa kuru hurma yer, bu da yoksa birkaç yudum su içer, sonra akşam namazını kılardı. İftarın namazdan önceye alınmasını tavsiye buyururdu.
Oruçlu iftarını yapıp namazını kıldıktan sonra yemeğine oturacak, rahat bir şekilde yiyecektir. Ancak namazdan önce yemek hazır ise önce yenmesi sonra namaz kılınması da Peygamberimiz'in (sav) tavsiyeleri arasındadır.

3- İftar duası:
"Oruçlunun iftar esnasında yaptığı bir duâ vardır ki geri çevrilmez" (İbn Mâce) hadîsine göre iftardan önce dua sünnettir. Efendimizin (sav) ve sahabenin yaptığı rivâyet edilen birkaç duâ örneği sunuyoruz:
"Allahım! Her şeyi kuşatan rahmetinle senden beni bağışlamanı diliyorum!" "Susuzluk gitti, damarlar ıslandı ve inşaallah sevap kazanıldı." "Allahım senin için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açtım."
4- İtikaf:
Ramazana mahsus olmamakla beraber daha çok bu ayda yapılan bir ibadet de itikaftır. İtikaf, Allah rızası için dünya işlerini terkederek bir müddet için erkeğin mescide (camiye), kadının da evinin -ibadet için ayırdığı- bir köşesine kapanması demektir. Ramazanın son on günü içinde her yerleşme merkezinden bir müslümanın camide itikafa çekilmesi müekked sünnettir. Herhangi bir zamanda bir müslümanın kısa veya uzun bir müddet camide itikaf yapması ise müstehabtır.
İtikafa niyet eden kimse camiin bir köşesinde kalır, gece ve gündüz, zaruretler dışında dışarıya çıkmaz, tefekkür, namaz, zikir, dinî sohbet, ilmî müzakere gibi şeylerle vakit geçirir. Günah olmayan sözleri söylemek, konuşmak da yasak değildir.
İnsanın bir gün istemese de terkedeceği dünyadan ve dünya işlerinden isteyerek bir müddet için çekilmesi, kendisini ibadete vermesi, Allah ile beraberlik saadetine erme temrinidir. İtikaf insana derlenip toparlanma hayatının muhasebesini yapma, geleceğini Allah'a kulluk prensibine en uygun bir şekilde planlama... fırsatı veren müstesna bir ibadettir.

5- Teravih namazı:
Ramazan ibadetlerinden biri de "teravih namazı"dır. Fahr-i kainat Efendimiz (sav) Ramazan gecesi bu namazı kılmaya başlamış hemen sahabe de O'na uymuş idi. İkinci gece aynı ibadet aynı şekilde tekrarlanmış, üçüncü gece Peygamberimiz (sav) bu namazı kılmak üzere mescide çıkmamıştır. Ertesi günü bunun sebebini "farz olmasından çekindiği" şeklinde ifade etmiştir. Efendimiz'in (sav) hem sözlü teşvikleri, hem de bizzat kılması, kendisinden sonra da hulefâ-i râşidînin bu ibadete devam etmeleri, Hz. Ömer'in tensibi ile cemaat halinde kılınmaya başlaması onun müekked sünnet olduğunu göstermektedir.
Teravih namazı, yatsı ile vitir arasında kılınır. Sekiz, yirmi ve otuz altı rek'at kılındığına dair rivâyetler ve uygulamalar vardır. Hanefîler yirmi rek'atı tercih etmişler, memleketimizde tatbikat bu şekilde olagelmiştir.
Teravih namazı ikide, dörtte, sekizde, onda bir selam verilerek kılınabilirse de en faziletlisi iki rek'atta bir selam ile, en pratiği ise dörtte bir selam ile kılınan şeklidir.
Bu namazı cemaatle kılmak sünnet-i kifayedir; yani her yerleşim merkezinde en az bir cemaatle (camide ) bu namazın kılınması sünnettir. Herkes evinde kılarsa cemaat sünneti terkedilmiş olur. Bir grup cemaat olarak camide kılarsa diğerlerinin evlerinde kılmaları da caizdir. Ancak camide cemaatle kılmak daha faziletli ve sevaplıdır.

6- Oruç ahlâkı:
Orucun bir terbiye vasıtası olduğuna, insanın alışkanlıklara, gazap, şehvet gibi saptırıcı, günaha itici faktörlere karşı güç ve hakimiyet kazanması hedefine yönelik bulunduğuna yukarıda işaret etmiştik. Oruç tutan müslüman yalnızca yeme, içme ve birleşmeyi terketmekle kalır; dilini, kalbini, gözünü, elini, hasılı bütün duygu, düşünce ve uzuvlarını ibadet için seferber etmez ve özellikle günahtan menetmezse orucu çok eksik kalacak, şekilden ibaret olacak, ruh ve manasından soyulmuş bulunacaktır. Yine yukarıda zikrettiğimiz hadîslerde Nebiyy-i Ekrem (sav) Efendimiz müslümanları bütün uzuvlarıyla oruç tutmaya teşvik ediyor, böyle bir orucun büyük neticelerini müjdeliyorlardı. Şu hadîs bu konuda çok düşündürücüdür: "Nice oruçlu vardır ki, orucundan kendisine kalan yalnızca açlıktır; nice geceleri namaz kılan vardır ki, namazından yanına kalan yalnızca uykusuzluktur." (Nesâî, İbn Mâce, Hakîm)

7- Fukaraya yardım ve Kur'ân okumak:
Buharî'nin naklettiği bir hadîse göre her zaman cömert ve fukaraya karşı merhametli olan Rasul-i Ekrem (sav)'in bu vasıfları Ramazanda doruk noktasına ulaşırdı. Nimet, lûtf ve ihsanı, esen yel gibi herkese ulaşırdı. Ramazanın her gecesinde Cebrail O'nu ziyarete gelir, karşılıklı Kur'ân-ı Kerîm okurlardı.
Salih kullar ve sünnet aşıkları Ramazan ayında fukarayı daha ziyade görüp gözeterek, Kur'ân-ı Kerîm'i de en az bir kere hatmederek bu sünneti ihya etmekten geri kalmamaya çalışırlar.
Efendimiz bilhassa Ramazanın son on gününde geceleri daha çok ibadetle meşgul olur, ailesini de bunun için uyandırırdı. Kur'ân-ı Kerîm'in "bin aydan daha hayırlı olduğunu" ifade buyurduğu Kadir Gecesi'nin son on gecenin birinde olması ihtimali diğer gecelerdekinden daha kuvvetlidir.
Son on gecenin ihyası bu büyük fırsatın değerlendirilmesini de temin edebilecektir.

Orucu bozan şeyler:
Orucu bozan şeyler iki gruba ayrılır: Birinci grup orucu bozan, hem kaza hem de keffaret gerektiren, ikinci grup ise orucu bozmakla beraber yalnızca kaza gerektiren şeylerdir.
Kaza: Ramazandan sonra, uygun bir zamanda, geçirdiği orucu tutmaya niyet ederek -tutamadığı her oruca karşılık- bir oruç tutmaktır.
Keffaret: Sırayla bir köle veya cariyeyi azad ederek hürriyete kavuşturmak, bunu yapamazsa iki ay aralıksız oruç tutmak, bunu da yapamazsa altmış fakiri birer gün doyurmak veya bunun bedelini vermektir.

Orucu bozan, hem kaza ve hem de keffareti gerektiren şeyler:
1-Kasten, bilerek cinsî temasta bulunmak.
2-Bilerek yemek ve içmek.
Bunlardan birincisinde bütün İslâm müctehidleri ittifak etmişlerdir. İkincisinde (cinsî birleşme dışında) keffaretin gerekmesi Hanefîlerin de dahil bulunduğu birtakım müctehidlere göredir.
Keffaretin gerekmesi için Ramazanda oruca niyet edilmiş olması, bilerek ve isteyerek bozulmuş olması, bozduktan sonra hastalık, yolculuk gibi bir durumun ortaya çıkmaması şarttır.
Orucu bozup yalnızca kaza gerektiren şeyler:
1- Normalin dışında cinsî temas.
2- Öperken veya dokunurken boşalma.
3- Lavman yaptırmak, kulak veya buruna ilaç damlatmak, başta veya vücuttaki bir yaraya ilâç koymak suretiyle karın veya dimağa ilâcın girmesine sebep olmak. İmam Ebû Yusuf ve Muhammed'e göre vücudun tabiî deliklerinden değil de yara ve çıban gibi sonradan açılan yerlerden giren şey orucu bozmaz.
4- İmsak olmadı veya iftar zamanı geldi zannederek yemek ve içmek; sonra da yanıldığını anlamak.
5- İsteyerek ağız dolusu kusmak ve anormal şeyleri yemek. Bunlar ve benzeri durumlarda oruç bozulur; ancak keffaret değil, yalnızca kaza gerekir.

Orucu bozmayan şeyler:
1- Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek ve birleşmek
2- Oruçlu iken uykuda ihtilâm olmak.
3- Kadına bakarken dokunmadan boşalmak.
4- Krem veya sürme kullanmak.
5- Eşini öpmek.
6- Gıybet etmek.
7- İstemeden kusmak.
8- Boğazına toz vb. kaçmak.
9- Geceleyin cünüb olup yıkanmadan imsak vaktini geçirmek.
10- Dişlerinin arasında kalan ve nohut tanesi kadar olmayan bir şeyi yutmak.
11- Denizde, nehirde, banyoda ve benzeri yerlerde yıkanmak, banyo yapmak.
12- Deri altına, adaleye veya damara iğne yaptırmak.
İğne yaptırmanın orucu bozacağı görüşünde olanlar bulunmakla beraber; eskiden fetvahanede ve 1948 yılında Ezher Üniversitesi'nin Fetva Komisyonu'nda iğnenin orucu bozmayacağı yolunda fetva verilmiştir.
Rahatsızlığı sebebiyle iğne yaptırma durumunda olup bunu gece yaptırmakta güçlüğe maruz kalanlar bu fetvadan istifade ederek iğnelerini gündüz, oruçlu iken yaptırabilirler. Hasta olmayan, yahut gece kolayca iğne yaptırabilenler oruçlu iken bunu yaptırmamayı tercih etmelidirler.
bura
bura

Ramazan ayındaki iyiliğin ve kazanılan sevapların önemi,neden ramazanda iyilik ederiz



Sual: Ramazan ayında ibadet ve iyilik etmenin sevabı daha mı fazladır?
CEVAP
Bu konuda imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.

Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.
Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.

Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.

Oruçlu iken günahtan sakınmalıdır. Gözü ve dili günahlardan koruduğumuz gibi, kulağımızı da korumamız gerekir. Konuşulması haram olan şeyi, dinlemek de haramdır. El, ayak ve diğer uzuvları da haramdan korumalıdır! Oruç tutup azaları ile günah işleyen, ilaç yerine zehir içen hastaya benzer. Çünkü günah zehirdir. İbadetlerimizin sevabını yok eder.

Kötülük veya herhangi bir günah işledikten sonra pişman olmak ve iyilik ve ibadet etmeye devam etmek lazımdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir günah işlediğin zaman hemen arkasından bir iyilik yap, bir sevap işle ki o günahı mahvetsin!) [Beyheki]

(Nerede, ne halde bulunursan bulun, Allah’tan kork ve kötülüğün akabinde bir iyilik yap ki onu yok etsin!)
[Tirmizi]

Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki:
(Elbette hasenat, seyyiatı yok eder.)
[Hud 114]
[Hasenat, her çeşit iyilik, seyyiat ise, her çeşit kötülük demektir]

Kötü-iyi ayrımı yapmadan herkese iyilik etmelidir! Güçsüzlere, ihtiyarlara, muhtaçlara yardım etmek dinimizin emirlerindendir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Güçsüzlere, hastalara, yaşlılara ve küçüklere merhamet ediniz!) [Şir'a]

(Büyüklerimizi saymayan, küçüklerimize acımayan bizden değildir.)
[Buhari]

(Yaşlılarımıza hürmet ve ikram, Allahü teâlâya saygıdandır.)
[Buhari]

(Bir müslüman kardeşine ikram eden, Allahü teâlâya ikram etmiş gibidir.)
[Taberani]

(Bir genç, bir ihtiyara, yaşından dolayı hürmet ederse, onun yaşına varınca, Allahü teâlâ, ona gençleri hürmet ettirir.)
[Şir'a]

İnsanlara iyilik etmek çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(İnsanların hepsi Allah’ın ıyâli [ev halkı] gibidir. Allahü teâlânın en çok sevdiği kimse, Onun ıyâline [insanlara] en faydalı olandır. Allahü teâlânın en buğzettiği kimse de Onun ıyâline iyilik etmeyendir.) [Bezzar]

(Şu iki şeyden daha iyisi yoktur: Allah’a iman ve Onun kullarına iyilik etmek. Şu iki şeyden de kötüsü yoktur: Şirk ve insanlara kötülük etmek.)
[Deylemi]

(En iyi kimse, kendisinden hep iyilik beklenendir.)
[Tirmizi]

(İyilik etmek ömrü uzatır.)
[Taberani]

(Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür, iyiliği gizlemek nankörlüktür.)
[Ebu Davud]
bura
bura

Ramazan ayında yapılması gereken ibadetler,Ramazanda yapılması makbul ibadetler

RAMAZÂN-I ŞERİF AYI
Mübârek ramazan ayı, 11 ayın sultanıdır. Ümmet-i Muhammed’in ayıdır. Gündüzleri oruçlu, geceleri terâvih namazlarıyla ihyâ edilir. Ramazân-ı şerif Kur’ân ayıdır. Bu itibarla, Kur’ân okumasını bilen herkes, bu ayda bir hatim yapmalıdır. Ramazân ayının evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden âzâddır. Ramazân-ı şerifte yapılması tavsiye edilen ibâdetler: ¨ Birinci on gün içinde, mümkünse, tesbih namazı kılınır ve hatm-i enbiyâ yapılır. ¨ İkinci on gün içinde, mümkünse, yine tesbih namazı kılınır ve hatm-i enbiyâ yapılır. ¨ Üçüncü on gün içinde ise tevbe-istiğfar, hatm-i enbiyâ ve 7 salât ü selâmdan sonra mümkünse hatm-i istiğfar yapılıp, yani 1001 defa, “Estağfirullâhe’l-azıym ve etûbü ileyk” denilip, bittikten sonra da 7 ilâ 70 salât-ü selâm okunur ve duâ edilir. İftara yakın, “Allâhümme yâ vâsia’l-mağfiratiğfirlî”, Orucu açtıktan sonra da, “Allâhümme leke sumtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve savme gadin neveytü” duâları okunur. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

RAMAZÂN-I ŞERÎFİN İLK AKŞAMI KILINACAK NAMAZ
Şâban’ın son gününü ramazânın ilk gününe bağlayan gece, Ramazân-ı şerifin ilk akşamı olması itibariyle, akşamla yatsı arasında iki rek’at teşekkür namazı kılınır.

“Yâ Rabbî, yine ramazân-ı şerif ile şereflendirdiğin için , senin rızai şerifine nail olmamı vesile olması için, iki rekat namaz kılmaya” diye niyyet etmelidir.

1. Rekatta Fatiha’dan sonra Zammı Sûre olarak “Kevser Sûresi”
2. Rekatta Fatiha’dan sonra “İhlas Sûresi” okunur.

Namazı kılıp selâm verdikten sonra (70) tevbe istiğfar.
“Estağfirullahel Aziyme ve etûbü ileyh” demeli.
70 defa Salavat-ı Şerife (Salâten Tüncina) okunmalıdır.

Sonra da ellerini açıp Cenâb-ı Hakk’a duâ ve niyazda bulunmalıdır.

Ramazanın biriyle onu arasında(yani, ilk on gün içinde)kılabilirse Tesbih namazı kılınmalıdır.

Onuyla yirmisi arası (yani ikinci on gününde de) kılabilirse yine bir “Tesbih Namazı” kılınmalıdır.

RAMAZANDA ÇEKİLEN TESBİHLER
İlk on gününde 1’den 10’na kadar On gün en az 100 defa
“Yâ Erhamer’ Râhimiyn”

11 ile 20 sine kadar On gün:
“Yâ Gaffârez’Zünub” diye en az yüz kere hergün tesbih çekilir.

21’den 30’na kadar:On gün
“Yâ Atikâr’rikâb” diye en az yüz kere tesbih çekilir.

RAMAZANDA YAPILACAK HAFTALIK DUALAR

1.Cuma günleri 1000 defa
“Allâh, Allâh
2.Cumartesi günleri 1000 defa
“Lâ ilâhe illâllah
3.Pazar günleri 1000 defa
“Ya Hayyu ya Kayyûm
4.Pazartesi günleri 1000 defa
“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil’aliyyil’Aziym”
5.Salı günleri 1000 defa
“Cezallâhü annâ Muhammeden (sallalahü Aleyhi ve selleme)
6.Çarşamba günleri 1000 defa
“Estağfirullahel’Aziyme ve etûbü ileyh
7.Perşembe günleri 1000 defa
“Sübhanallahi ve bihamdihi Sübhânallâhil’Aziym
HASTALIKLARIN BAŞI
Allahü teâlâ, insanı ve bütün varlıkları âciz, muhtaç olarak yaratmıştır. Bedenin çeşitli şeylere ihtiyâcı vardır. Hastalandığı zaman, tedâvi olmaya muhtaçtır. Hastalıkların çeşitli sebepleri mevcuttur. Bunların ekserîsi ise, çok yemekten ileri gelmektedir. Az yiyenin vücûdu sıhhatli olur.
Orucun insan sağlığına tesiri, sayılamayacak kadar çoktur. Bunların içinden en önemlileri olarak karaciğer ve damarlar üzerindeki etkileri olarak bildirilmiştir.
Karaciğer, vücûdun, muazzam kompüterlerle çalışan kimya laboratuvarı gibidir. Karaciğer, bir taraftan sindirim için çok büyük mesele olan yağları sindirir, eritir; diğer taraftan da besinleri depo eder, ihtiyaca göre onları çözer. Ayrıca karaciğer, vücûda giren mikroplara karşı, faydalı zehirler üretir. Kemik iliğinde kan yapan hücreler için, temel maddeler hazırlar.
Vitamin ve hormonlar ile kandaki iyot dengesinin bütün faaliyetinden karaciğer sorumludur. Bunun için karaciğer hücreleri, yirmi dört saat durmadan çalışmak mecburiyetindedir. Çok yemek ve içmek, karaciğer hücreleri için çok zararlıdır. Aşırı derecede çalışan karaciğer hücreleri, Ramazan-ı şerîfte, oruç tutmak suretiyle dinlenmektedir. Böylece karaciğer, bir sene müddetle daha kuvvetli çalışma imkânı bulmaktadır.
Bugün yapılan tıbbî araştırmalarda, gençliğinden itibâren oruç tutan kimselerin karaciğer bozukluğu ile ilgili rahatsızlık çekmediği tespit edilmiştir. Orucun, karaciğer üzerindeki bu etkisinin yanı sıra damarlar üzerindeki etkisi de insanı hayretler içinde bırakmaktadır. Damarların en büyük düşmanı, kandaki aşırı besin maddeleri ve bilhassa bu maddelerin yakılamayan artıklarıdır. Bu artıklar, ihtiyarlığın, yıpranmanın sebebi olarak gösterilmektedir
bura

25.7.10

bura

İş Bulmak İçin okunacak dua,Kısmetin açılması için okunması gereken dua


Valla beyler hanımlar ben internetten böyle bir dua buldam ancak ne kadar tesirlidir etkilidir bilemiyorum denemediğim için Allah dualarınızı kabul etsin İnşallah iş güç bulursunuz zira bende bir kaç yıl işsiz kaldığım için sizi çok iyi anlıyorum çok zor..

İş ve Kısmetin Açılması İçin

Hergün sabah namazından sonra 70 defa YA BEDUH diye zikredip ardından bu dua da 1 defa okunursa,İş ve kısmette açılmalar olur,yoksulluğu varsa bundan kısa zamanda kurtulur inşallah,dua budur;
ALLAHUMME Bİ HAKKI BEDUH VE Bİ HAKKI ADEM VE HAVVA VE NUH VE Bİ HAKKI İSMİKE BEDUH.VE ENTE ĞALİBİNİY ALA HAZA EL MEFDUH YA RABBEL ALEMİN...(Kaynak; yazma kitabım)

SIR larda...
bura
bura

The most populer destinations in swetzerland

Geographically speaking, Switzerland is a tiny country, only one-tenth the size of California. But what it lacks in size, it makes up in Alpine grandeur and variety with its German, French, Italian and Romansh speaking cantons. Of course, while ...skiing is Switzerland is superb, as are the high quality chocolate and watches, Switzerland is also quaint Ticino villages, cosmopolitan Zurich, lakeside gems like Geneva, and nightlife in Lausanne. So hike Verbier, taste cheese in Gruyere, or bank in Zurich —there’s plenty to keep you busy on a trip to Switzerland.
Popular Destinations in Switzerland

1. Zürich
2. Geneva
3. Lucerne
4. Zermatt
5. Interlaken
6. Bern
7. Basel
8. Lugano
9. Lausanne
10. Grindelwald
11. Saint Moritz
12. Lauterbrunnen
13. Thun
14. Montreux
15. Locarno
16. Berner Alpen
17. Schaffhausen
18. Saas-Fee
19. Mürren
20. Chur
21. Wengen
22. Kandersteg
23. Sankt Gallen
24. Davos
25. Ascona



26. Engelberg
27. Neuchâtel
28. Fribourg
29. Brienz
30. Meiringen
31. Winterthur
32. Leukerbad
33. Sion
34. Solothurn
35. Andermatt
36. Adelboden
37. Bellinzona
38. Arosa
39. Scuol
40. Gimmelwald
41. Davos Platz
42. Samnaun
43. Spiez
44. Stein am Rhein
45. Pontresina
46. Gstaad
47. Vevey
48. Gruyères
49. Alps
50. Brig
bura
bura

Germany Munich clubs bar tourist guide

cheers! - Munich
cheers!
by heitzenrater, 2 more photos

Hofbräuhaus

So get ready for this. The HB house is a place where the music plays and you drink all day. The atmosphere is unique. You walk in the place and it is full of german decor. A traditional German style band plays faster paced sing along songs. This place is a seat your self style restaurant and tables and seats can be hard to come buy. Be ready to sit at a table that has another group of people at it. It's all part of the experience.

Favorite Dish: Beer And Wurst.

Theme: Local

IF YOU LIKE MY POST PLEASE GIVE POSITIVE FEEDBACK, THANKS

Bonus if you show up with a wakey outfit

Theme: Eating and Drinking
Address: Address: Platzl 9, 80331 Muenchen
bura
bura

Popular Destinations in Finland,Finland Tourist guide

Plan a Finland vacation with reviews, tips and photos posted by real travelers and Finland locals.

1. Helsinki
2. Turku
3. Tampere
4. Rovaniemi
5. Oulu
6. Porvoo
7. Lahti
8. Kuopio
9. Espoo
10. Rauma
11. Vantaa
12. Kajaani
13. Vasa
14. Pori
15. Kitee
16. Lahti
17. Åland
18. Lappeenranta
19. Savonlinna
20. Jyväskylä
21. Nokia
22. Ivalo
23. Mikkeli
24. Imatra
25. Joensuu

26. Kerava
27. Mariehamn
28. Naantali
29. Joensuu
30. Kalajoki
31. Tammisaari
32. Loviisa
33. Kouvola
34. Kotka
35. Tuusula
36. Hämeenlinna
37. Kuusamo
38. Inari
39. Kemi
40. Lieksa
41. Kotka
42. Uusikaupunki
43. Muonio
44. Kustavi
45. Varkaus
46. Hamina
47. Parkano
48. Iisalmi
49. Kokkola
50. Forssa
bura
bura

Tourist guide about lyon,France,Information Hotel Le Petit

Hi,

We stayed at the Petit Casset on June 13, 2009. We were very comfortable and the hosts were very nice. Something really weird happened. Just before 10PM, we looked outside and saw this statue moving up and down. At first my wife saw it and though she was tired and seeing things. I saw it too. It was interesting to see. First time for us seeing a statue move. At ten when the lights went off it stopped. I went to see if I could figure this out but I couldn't. The next morning I mentioned this at front desk not knowing what reaction I would get. Then the janitor told me she saw something too and was glad someone else saw it too. I wonder if someone else saw it too.

Can't wait next year to return to see if I can see it again.

The Inn was a bit far from Lyon but easy to find. The breakfast was delicious and worth wile since the Inn is outside of town. Also nice swimming pool. It merits having the number one position in Lyon. Very nice. Enjoy.

* My ratings for this hotel
o 5 of 5 stars Value
o 5 of 5 stars Rooms
o 3 of 5 stars Location
o 5 of 5 stars Cleanliness
o 5 of 5 stars Service

* Date of stay June 2009
* Visit was for Leisure
* Traveled with With Spouse/Partner
* Member since December 25, 2008

* Would you recommend this hotel to a friend? Yes
bura

17.7.10

bura

London hotels, accommodation in London, London hotel reservations,

About Radisson Edwardian Vanderbilt

Located in a prime location within the South Kensington, the 4 star Radisson Edwardian Vanderbilt, was once residence of the Vanderbilt family. Many of the homes original features have been carefully restored. Roaring fires, original artwork, sumptuous fabrics and furnishings provide a luxurious homely feel. The deluxe facilities and prime location of this central London hotel makes it the perfect base for both the business and leisure traveller.

The 215 rooms at the Vanderbilt London hotel have a warm classic English ambiance and feature rich decor and marble-clad bathrooms. Advanced telephone systems with voicemail, modem connections and European plug sockets are available in all rooms, while deluxe rooms provide extra workspace and a seating area.

68-86 Bar and Restaurant, at The Vanderbilt Hotel is a smart contemporary place in which to dine. The menu provides the best of British cooking with Pacific Rim influences. 68-86 bar and restaurant is the perfect destination for breakfast, lunch and dinner.

With nine stylish function rooms, the Vanderbilt Hotel is ideal for all types of events from meetings and training courses to weddings for up to 100 guests. A dedicated conference team and the latest AV and communication equipment ensure the success of your event at the Radisson Edwardian Vanderbilt Hotel.

For comprehensive accessibility information on this venue please click here
Radisson Edwardian Vanderbilt Facilities
Accommodation Facilities Air conditioning
Drink making facilities
Hairdryer
Internet access
Ironing facilities
Laundry service
Room service
Telephone
Television
Catering Facilities Bar
Breakfast
Dinner
Lunch
Vegetarian menu
General Facilities Children welcome
Conference facilities
Currency exchange
Lifts
Leisure Facilities Gymnasium
Payment Facilities Credit cards accepted
Debit cards accepted
Euros accepted
Traveller cheques accepted
Radisson Edwardian Vanderbilt Address
Address:
68-86 Cromwell Road
London
SW7 5BT
Telephone: +44 (0)20 7761 9000
Email: resvand@radisson.com
Website: http://www.radisson.com/londonuk_vanderbilt
Related Categories

* Accommodation > Hotel
* Central London > South Kensington
* Tags: Accessible, Book Hotels Online,

Also like this:

* Shandon House Hotel
* Beautiful Central London Hotel
* Hilton London Euston
* Park Plaza Westminster Bridge

Also near here:

* Atrium Lounge
* La Cave A Fromage
* Imperial College Sports Centre
* Hair By Alan D
* Prom 27: Foulds, Beethoven, R. Strauss
* Music Intro with the Orchestre National de France
* Explore more
bura
bura

Barcelona Hotel Reservations, Travel to Barcelona, the nightlife of Barcelona

The Petit Palace Opera Garden has an great location just 10 metres off La Rambla, by the famous Boquería market. It offers stylish rooms with laptop and free Wi-Fi.

Hire a bicycle for free to explore Barcelona, or wander up the Rambla to Plaça Catalunya, 300 metres away.

The hotel is set around a private courtyard and garden, where you can relax after a day of sightseeing.

Admire the elegant historic building, with its charming arches, which houses highly sophisticated facilities.

Surf the net for free on the in-room laptop, watch films on the 23-inch (58 cm) flat screen TV, and enjoy a luxurious hydromassage shower.

You can also store your own laptop securely in the free, large safe.

The Opera Garden is the perfect place to come back to after a night at the nearby Liceu Theatre.

Hotel Rooms: 61. Hotel Chain: High tech hotels & resorts.
bura
bura

Car rental, Car Rental, Rent a Renault Megane Coupe

Rental requirements

Age Requirement: 23 (young driver surcharge applies for customers under 25)
Clean Driving licence held for at least 12 months

Credit Cards: 1 credit card needed

Excess on this car group: £800
bura
bura

Date of insurance companies in America,Information abotu Health insurance

Accident insurance was first offered in the United States by the Franklin Health Assurance Company of Massachusetts. This firm, founded in 1850, offered insurance against injuries arising from railroad and steamboat accidents. Sixty organizations were offering accident insurance in the US by 1866, but the industry consolidated rapidly soon thereafter. While there were earlier experiments, the origins of sickness coverage in the US effectively date from 1890. The first employer-sponsored group disability policy was issued in 1911, but this plan's primary purpose was replacing wages lost due to an inability to work, not medical expenses.[5]

Before the development of medical expense insurance, patients were expected to pay all other health care costs out of their own pockets, under what is known as the fee-for-service business model. During the middle to late 20th century, traditional disability insurance evolved into modern health insurance programs. Today, most comprehensive private health insurance programs cover the cost of routine, preventive, and emergency health care procedures, and also most prescription drugs, but this was not always the case.

Hospital and medical expense policies were introduced during the first half of the 20th century. During the 1920s, individual hospitals began offering services to individuals on a pre-paid basis, eventually leading to the development of Blue Cross organizations in the 1930s.[5] The first employer-sponsored hospitalization plan was created by teachers in Dallas, Texas in 1929.[6] Because the plan only covered members' expenses at a single hospital, it is also the forerunner of today's health maintenance organizations (HMOs).[6][7][8]

Employer-sponsored health insurance plans dramatically expanded as a result of wage controls during World War II.[6] The labor market was tight because of the increased demand for goods and decreased supply of workers during the war. Federally imposed wage and price controls prohibited manufacturers and other employers raising wages high enough to attract sufficient workers. When the War Labor Board declared that fringe benefits, such as sick leave and health insurance, did not count as wages for the purpose of wage controls, employers responded with significantly increased benefits.[6]

Employer-sponsored health insurance was considered taxable income until 1954.[6]

In 1965, President Lyndon Johnson signs the Medicare and Medicaid legislation into effect. Since their inception, the greatest challenge to the programs has been “spiraling healthcare costs, stemming largely from innovations in medical technology and pharmaceuticals." [9] Now, as baby boomers advance toward senior citizenry, concerns about the financial sustainability of the programs frame any discussion about Medicare and Medicaid.

The debate for a public health care system in the United States has gone on for about 70 years. President Truman was the first United States president to propose a system of public health insurance in his November 19, 1945 address. This fund would be open to all Americans, but it would remain optional. Participants would pay monthly fees into the plan, which would cover the cost of any and all medical expenses that arose in a time of need. The government would pay for the cost of services rendered by any doctor who chose to join the program. In addition, the insurance plan would give a cash balance to the policy holder to replace wages lost due to illness or injury. This program was denounced as a socialist approach to medicine by the American Medical Association (AMA) and did not pass.
bura
bura

Hotels in Eilat İsrael hotel reservations booking service guide

Eilat is Located at the southernmost tip of the country, Eilat is blessed with
everything that makes a perfect vacation - beautiful mirror-like sea,
lively beaches, seafront bars and restaurants, first-rate hotels,
all kinds of watersports, spectacular underwater world and coral reefs,
diving clubs, desert treks, camel tours and even swimming with dolphins.
Breathtaking scenery of the magnificent Red Mountains and the crystal-clear
Red Sea gloriously lap this exciting fun. Eilat provides its visitors
with the ultimate relaxation, given greatly by the magical beauty
of the desert-like nature.
All this, along with the endless sun and the pleasant, warm winter,
makes Eilat the leading tourist city in Israel, preferred both by
foreign visitors (European charters mostly) and Israeli vacationers.





bura
bura

Jarusalem hotels,Travel Jarusalem Guide

Jerusalem is divided into three sections: the Old City, New City
(West Jerusalem), and East Jerusalem. The walled Old City, in the center, contains Muslim, Jewish, Christian, and Armenian quarters. Most of the narrow streets of the Old City are lined with shops where merchants sell foodstuffs and traditional handicrafts; homes are clustered around courtyards surrounded by high walls. Many of Jerusalem's religious landmarks are located in the Old City. The Western Wall is a remnant of the supporting wall of the Second Temple. After the Jews were banished from the Temple Mount, the Western Wall became the most sacred place of Judaism. Atop the Temple Mount are the gold-domed Dome of the Rock and the silver-domed al-Aqsa mosques. The street called the Via Dolorosa is believed to be the site of the original Stations of the Cross. The Church of the Holy Sepulcher was begun in the 4th century AD and was rebuilt by the Crusaders beginning in 1099. The largest of Jerusalem's many parks encircles the walls of the Old City.

Tourism is the major industry of the city, along with the government-related functions. Industries include diamond cutting and polishing, home appliances, furniture, pharmaceuticals, chemicals, shoes, plastics, textiles and clothing, printing and publishing, and jewelry. The city is connected by rail and bus to Tel Aviv and is served by Mediterranean ports.
bura
bura

Kuranı Kerimde Cinler,Cinler Varmıdır,Cinler neye İnanırlar

Hıristiyanlığın kutsal metinleri olan İncil'lerde ve Pavlus'un Mektupları'nda cinlere geniş yer veriliyor. Yakup'un Mektubu'nda yer alan bir metinde. "Sen Allah'ın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun, cinler de inanıyorlar ve titriyorlar. Fakat ey boş adam. İmanın ameller olmadan faydasız olduğunu bilmek ister misin?' deniliyor. Hz.İsa, peygamberliğinin bir alameti olarak deli ve mecnunlardan cinleri kovup iyileştirmiştir. Matta İncili'nde Hz.İsa'nın bu özelliğinden bahsedildiği gibi, Luka ve Markos İncili'nde Hz. İsa'nın Medelli Meryem adlı kadından yedi tane Cin çıkararak onu iyileştirdiği kaydediliyor.

Batı Kültüründe cinlerin genellikle kötü olduğuna ya da cadılar gibi başka kötü güçlerle işbirliği yaptığına inanılıyor. Kimi inanışlara göre cadıların. şeytandan ya da başka bir cadıdan yardıma olarak yanında bulundurduğu cinler vardır. Bunlar kurbağa, köpek, böcek gibi küçük bir hayvan görünümündedirler. Bazen de çeşitli türlerin karışımı olan düşsel yaratıklar biçiminde tasvir edilirler. Bu gibi cinlerin cadıların gövdesinde ki siğil ve erbeni gibi kabartılardan kan emerek yaşadığına inanıldığı için. 15 ve 1?. yüzyıllarda Avrupa'da bulunan cadı mahkemelerinde yargılanan suçlu kadınların bedenlerinde bu türden kabartıların bulunması onların suçlu görülmesi için yeterliydi. Çin. Japon, Slav. Sümer, Asur. Hint basta olmak üzere bütün toplumlarda cinler farklı isimlerle anılarak geniş şekilde yer almaktadır, Cinler Asur ve Babil dininde, iyilik veya kötülük yapan yarı insan yan hayvan yaratıklardır. Asur kabartmalarında insan vücudu kuş başlı ve kanatlı veya boğa vücutlu ve insan başlı resimler görülür, İslam öncesi Arap toplumu da, bazı taş ve ağaçlarla, kuyu. mağara ve benzeri yerlerde insan hayatına tesir eden varlıklara inanıyordu. Dahası cinleri yeryüzünde oturan ilahlar olarak kabul ediyor ve meydana gelen pek çok olayı onların yaptıklarını düşünüyorlardı.

Kurân-ı Kerim'in Saffat Suresinin 158. ayeti'nde Kureyşlilerin cinlerle Allah arasında soy bağı olduğunu ileri sürdükleri, El-Erıam suresinin 100. ayeti'nde cinleri Allah'a ortak koştukları, Sebe Suresi'nin 41. ayeti'nde ise cinlere taptıkları bildirilmektedir, cahiliye Arapları cinlerin kabile ve gruplar halinde yaşadıklarına, birbirleriyle savaştıklarına, fırtına gibi bazı tabiat olaylarını oluşturduklarına, insanları öldürüp kaçırdıklarına, bazı cinlerin ise insanlara yardım ettiklerine inanıyorlardı. Cahiliyye inanışında çeşitli hayvanların suretlerine girebilen cinlerin, kuytu ve karanlık yerlerde yaşadıkları ve yiyip içebildikleri, ayrıca insanlara bulaşan çeşitli hastalıklar getirdiklerine inanılıyordu. Yine bu inanışa göre deliler de cinlerin musallat olduğu kişilerdi.

KAYNAK BELİRTİLMELİ
bura
bura

İnsan Gaybı bilebilir mi,Hz Mevlananın Gayb alemi hakkında sözleri

Gayb âlemi, duyular ötesi âlemdir. Gözü görmeyen, kulağı duymayan, burnu rahatsız bir insan, renkler, sesler ve kokular âlemine yabancıdır. Böyle insanın ameliyatla gözü açılsa, birden âlemi genişler, rengarenk bir âleme muhatap olur. Sonra kulağı açılsa, değişik sesler duymaya başlar. Ardından burnundaki nezle gitse, gözle görmediği, kulakla duymadığı yerden kokular hisseder.

İşte, ruhun gayb âlemine açılışı bunun gibidir. Yani, ruh için başka bir göz, başka bir kulak, başka bir burun vardır. Mevlâna'nın ifadesiyle:

“Vesvese pamuğunu can kulağından çıkar ki, semalardaki meleklerin tesbîh ve takdîs uğultusunu işitesin.”

“İki gözünü ayb kılından temizle ki, âlem-i gaybın bağlarını ve serviliklerini göresin.”

“Beyninden ve burnundan nezleyi defet ki, burnuna Allah rayihası girsin.”

Mevlâna, gaybî sırların ruha yansımasını şöyle bir misalle anlatır: Bir padişah, Çinli ve Rum mimarları yarıştırır. Sarayın bir odasını perdeyle ikiye böler. Her iki tarafın, duvarda sanatlarını göstermesini ister. Çinliler, rengarenk bir sanat meydana getirirler. Rumlar ise, kendilerine ayrılan duvarı cilalamakla meşguldür. Müddet bitip sanat tamamlandığında aradaki perde kaldırılır. Çinlilerin rengarenk sanatı, karşı tarafın cilalı duvarında daha parlak bir şekilde akseder. Yarışmayı Rum mimarlar kazanır.

Günahlar ruh aynamızın üzerindeki tozlar gibidir. Bir başka açıdan ise, manevî pisliklerdir. Bunları temizlemek, gözyaşlarıyla mümkündür. Çünkü gözyaşı, manevî bir pişmanlığın ve tövbenin göstergesidir. “Zahirî necasetin pis kokusu yirmi adımlık yerden duyulur. Batınî necasetin pis kokusu ise, Acemistan'daki Rey şehrinden Şam şehrine kadar gelir ve hatta göklere çıkar da, Cennetteki hurîlerin ve oranın Hazini bulunan Rıdvan'ın genzine kadar gider.”

Toprağın içindeki çekirdek, dar bir yerde sıkışıp kalmıştır. Fakat ne zaman ki kabuğunu parçalar, toprağın yüzüne çıkıp etrafına bakarsa, bambaşka bir âleme geldiğini görür. Güneşle sohbet eder, rüzgarın tatlı esintilerine mazhar olur.

Maddî âlemin kaydından kurtulup mana âlemine açılmak da bunun gibidir. “Gayb âleminin başka bulutu, başka rahmeti, başka seması, başka güneşi vardır.” Peygamberler ve bazı büyük evliya, maddenin dar kalıplarından sıyrılıp, manâ âlemine kanat açabilmişlerdir.

“Peki, biz niye açılamıyoruz?” sorusu hatıra gelebilir. Cevabı Mevlâna'dan dinleyelim: “Fikir kanadın çamura bulaşmış ve ağırlaşmış. Zira, çamur yiyorsun. Çamur sana ekmek olmuş.” “Çare nedir?” diyecek olursak, yine Mevlâna'ya kulak verelim: “Nur ile gıdalan da, göz gibi ol ve meleklere uy.” Yani, kanadı çamura batmış bir kuş semalara havalanamadığı gibi, fikri süflî şeylere yönelmiş bir insan da, gayb âlemine kanat açamaz. Göz gibi olmak gerektir. Zira, göz nuranîdir ve gıdası da nurdur. Melekût âleminin sakinleri olan melekler, nuranî gıdalarla gıdalandığı gibi, fikrini ulvi şeylere yönelten, manevî gıdasını iyi alan insanlar da melekût âlemine açılır.

Mevlâna'nın şu sözleri de, insanın gaybî boyutuyla yakından ilgilidir: Sofinin biri, bir bahçede murakabeye dalar. Bir tanesi ona der: “Ne uyuyorsun? Gözünü aç! Üzüm çubuklarına, çiçek açmış ağaçlara ve yeşermiş çimenlere bak! ‘Allah'ın rahmet eserlerine bak!' (Rum suresi, 50) ayetine dikkat et!”. Sofi, şu cevabı verir: “Ey heveskar adam! Allah'ın rahmet eserlerinin asıl tecelligâhı gönüldür. Hariçtekiler ise, ancak eserlerin eserleridir. Ruhta öyle bağlar ve yeşillikler vardır ki, hariçteki akisler, akarsuda görülen akisler gibidir.”
bura

11.7.10

bura

Sivas ulu camiinde mucize


Görenleri hayrete düşürüyor

Sivas'ın Divriği ilçesindeki Ulu Cami'de ikindi namazından önce oluşan gölge, turistlerin ilgisini çekiyor.
Namaz kılan insana benzeyen gölge, ziyaretçilerde hayranlık hissi oluşturuyor.

Ulu Cami'nin üç girişi bulunuyor. İlgi çeken görüntü, caminin batı girişinde meydana geliyor. Batı kapısının üst kısmında ikindi namazından önce ortaya çıkan gölge, 15.30-16.20 saatleri arasında görülebiliyor. Tarihi camideki gölgenin dikkat çekici olduğunu belirten vatandaşlar, olayı yıllardır kimsenin bilmediğini, gölgenin 2005 yılında fotoğraf çeken bir turist tarafından fark edildiğini söylediler.

Ulu Cami, Anadolu Selçuklu Devleti Mengücek Oğulları Beyliği döneminde (1228-1229) Mengücek Beyi Ahmet Şah tarafından, bitişiğindeki şifahane ise Ahmet Şah'ın eşi Melike Turan tarafından yaptırılmış. Sanat tarihçileri, camideki üç boyutlu geometrik sitiller ve bitkisel bezemelerin hiç bir yerde olmadığını söylüyor.

Kaynak: birfit
bura
bura

Hadislerle Ali semerkandi hz kabir ziyareti


bura
bura

Mahmut sami altuntuğ ilahi dinle

MAHMUT SAMİ ALTUNTUĞ

bura
bura

Anneme dua,Anneler için dua,Anne sevgisi

-->Anneme dua,Anneler için dua,Anne sevgisi

ANNEM'E DUA
Yüce Rabbim, Artık genç değilim ve arkadaşlarımın anneleri tek tek ölmeye başladı. Arkadaşlarım annelerinin değerini anladıklarında, bunu onlara söyleyemeyecek kadar geç kaldıklarını dile getiriyorlar.
Benim hala hayatta olan kusursuz bir annem var. Onun değerini her geçen gün daha iyi anlıyorum. Annem değil, ben değişiyorum. Yaşım ilerledikçe, onun ne kadar olağanüstü bir insan olduğunu daha iyi anlıyorum. Bu sözleri annemin kendisine söyleyemiyorum ne yazık, oysa duygularımı kaleme almak ne kolay.
Bir evlat kendisine yaşam veren annesine nasıl teşekkür edebilir? Bir çocuk büyütürken gösterdiği sevgiye, sabra ve onca çabaya? Bebekken arkasından koştuğu, asabi bir ergeni anladığı, her şeyi bildiğine inanan üniversite öğrencisini hoş gördüğü için şükranlarını nasıl dile getirebilir? Kızının annesinin ne kadar akıllı bir insan olduğunu anladığı günü sabırla beklediği için nasıl minnet duyabilir? Anne olmuş bir evlat hala kendisine annelik yapan bir insana nasıl teşekkür edebilir? Her zaman öğüt vermeye hazır olduğu halde, istendiğinde, ya da gerektiğinde sessiz kalmayı başardığı için..
Binlerce kez söyleyebileceği durumlarla karşılaşmasına karşın, "Ben sana dememiş miydim?" demediği için.. Kendisi olduğu için.. Sevgi dolu, düşünceli, sabırlı ve bağışlamayı bilen kendisi olduğu için, nasıl teşekkür edebilir? Allahım, Senden onu hakkettiğince kutsamanı istemekten başka bir şey gelmiyor elimden.. ...ve onun bana örnek olmasında, bana yardımcı olmana şükretmekten başka.
Kendi çocuklarımın gözünde, annemin benim gözümde olduğu kadar iyi bir anne olabilmek için sana dua ediyorum Allahım.
Amin.

bura
bura

risalei nur külliyatı 1. mektubat 1. sual

BİRİNCİ MEKTUP

BİRİNCİ SUAL: Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar?

Elcevap: Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulema hayatında şüphe etmişler.

Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir.

İkinci tabaka-i hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyet değillerdir. Bazan, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, "makam-ı Hızır" tabir edilir. O makama gelen bir velî, Hızır'dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazan o makam sahibi, yanlış olarak ayn-ı Hızır telâkki olunur.

Üçüncü tabaka-i hayat: Hazret-i İdris ve İsâ Aleyhimesselâmın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüdle, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kesb eder. Âdetâ beden-i misalî letâfetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semâvatta bulunurlar. "Âhirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm gelecek, şeriat-i Muhammediye (a.s.m.) ile amel edecek"2 meâlindeki hadisin sırrı şudur ki:

Âhirzamanda, felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı, İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılâp edeceği bir sırada, nasıl ki İsevîlik şahs-ı mânevîsi, vahy-i semâvî kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürür. Öyle de, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı mânevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden Deccalı öldürür; yani, inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürecek.

Dördüncü tabaka-i hayat: Şüheda hayatıdır. Nass-ı Kur'ân'la, şühedanın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet, şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarik-i hakta feda ettikleri için, Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı âlem-i berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar. Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar, kemâl-i saadetle mütelezziz oluyorlar, ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar. Ehl-i kuburun çendan ruhları bâkidir; fakat kendilerini ölmüş biliyorlar. Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişmez.

Nasıl ki, iki adam bir rüyada cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rüyada olduğunu bilir; aldığı keyif ve lezzet pek noksandır. "Ben uyansam şu lezzet kaçacak" diye düşünür. Diğeri rüyada olduğunu bilmiyor; hakikî lezzet ile hakikî saadete mazhar olur. İşte, âlem-i berzahtaki emvat ve şühedanın hayat-ı berzahiyeden istifadeleri öyle farklıdır. Hadsiz vakıatla ve rivayatla, şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sabit ve kat'îdir. Hattâ, Seyyidü'ş-Şüheda olan Hazret-i Hamza Radıyallahu Anh, mükerrer vakıatla, kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vakıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve ispat edilmiş. Hattâ, ben kendim, Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı. Benim yanımda ve benim yerime şehid olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman, mahall-i defnini bilmediğim halde, bence bir rüya-yı sadıkada, tahte'l-arz bir menzil suretindeki kabrine girmişim. Onu şüheda tabaka-i hayatında gördüm. O beni ölmüş biliyormuş; benim için çok ağladığını söyledi. Kendisini hayatta biliyor. Fakat Rus'un istilâsından çekindiği için, yeraltında kendine güzel bir menzil yapmış. İşte bu cüz'î rüya, bazı şerâit ve emâratla, geçen hakikate bana şuhud derecesinde bir kanaat vermiştir.

Beşinci tabaka-i hayat: Ehl-i kuburun hayat-ı ruhanîleridir. Evet, mevt, tebdil-i mekândır, ıtlak-ı ruhtur, vazifeden terhistir; idam ve adem ve fenâ değildir.

Hadsiz vakıatla ervâh-ı evliyanın temessülleri ve ehl-i keşfe tezahürleri ve sair ehl-i kuburun yakazaten ve menâmen bizlerle münasebetleri ve vakıa mutabık olarak bizlere ihbaratları gibi çok delâil, o tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Zaten beka-i ruha dair Yirmi Dokuzuncu Söz, bu tabaka-i hayatı delâil-i kat'iye ile ispat etmiştir.


bura

30.6.10

bura

Hızır Aleyhiselam ne zaman yaşamıştır,Hz Hızır Kimdir

Hz. Mûsâ döneminde yaşamış ve peygamber olması kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir şahsiyet.

Kurânı Kerîm'de, Hızır (a.s.)'in isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi'nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kıssadan "Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul..." (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (a.s.) olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir.[1]

Bu rivayetlere göre birgün Hz. Mûsâ, İsrâiloğulları arasında vaaz ederken ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadığı sorulmuştu. Hz. Musâ: "Hayır, yoktur!" diye cevap verince Cenâb-ı Hak, bir vahiyle Hz. Mûsâ'yâ Mecme'u'l-Bahreyn'de (iki denizin kavuşum yerinde) kullarından salih bir kul olan el-Hadir (Hızır)'in kendisinden daha âlim olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Hz. Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir delikanlı ile Hızır'ı bulmak üzere uzun bir yolculuğa çıktı. ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, yolculukta yemek üzere azık olarak yanlarına aldıkları balıklarını unutmuşlardı ve Balık bir delikten kayıp denizi boylamıştı. Hz. Mûsâ oradan bir süre uzaklaştıktan sonra yemek için delikanlıdan balığı çıkarmasını istediği zaman balığın denize dalıp kaybolduğunu fârk ettiler. Hz. Mûsâ'nın Hızır'ı bulmasının alâmeti, bu balığın kaybolması olduğundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hızır (a.s.)'i buldular. Bundan sonra Hz. Musa'nın Hızır ile, Kehf Sûresi 66-82. âyetlerinde anlatılan yolculuğu başladı.

Hz. Musa'nın yolculuğunda azık olarak taşıdığı balığın Mecme'u'l-Bahreyn'de denize dalıp kaybolması, bazı rivayetlerde ve çeşitli İslâm milletlerinin folklorunda, bu arada Türk folklorunda da bu suyun âb-i hayat olduğu, ölüleri bile canlandıran, içenleri ölümsüzleştiren bir hayat iksiri olduğu seklinde izah olunmuş, burada balığın canlanıp denize dalması meselesinde bir peygamberin hayatının ve Cenâb-ı Hakk'ın kudretinin söz konusu olduğu unutulmuştur. Buna bağlı olarak, Mecme'u'l-Bahreyn bölgesinde yaşayan birisi olarak Hızır (a.s.)'a da ölümsüzlük isnat edilmiş ve kendisine beser üstü güçler ve yetkiler verilmiştir.

Hızır aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini anlayabilmek için Musa (a.s.) ile olan yolculuğunu Kur'ân-ı Kerîm kısaca şöyle anlatır: Hızır (a.s.), yolculukta karşılaşacakları olaylara Musa peygamberin sabredemeyeceğini kendisine hatırlatmış ve O'ndan sabır için söz almıştır (el-Kehf,18/66-70). Önce deniz sahilinde, yolculuk için bir gemiye binmişlerdi. Hızır (a.s.) bir balta ile gemiyi delince kaptan tamir için geri dönmek zorunda kalmıştır. Musa (a.s.) sabredemeyip söyle demiştir: "Gemiyi, yolcularını boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın" (el-Kehf; 18/71). Yolculuğun sonunda, ilk bakışta görünmeyen ve perde arkası bilgi niteliğindeki sebebi Hızır (a.s.) şöyle belirtir: "O, deldiğim gemi, denizde çalışan birkaç yoksulundu. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü gemi yolculuğa devam ederse, ileride her sağlam gemiye el koyan bir kral (deniz korsanları) vardır" (el-Kehf, 18/79). Yolculuk sırasında, diğer çocuklarla oynamakta olan bir çocuğu öldürdü. Musa (a.s.): "Kısas olmadan, masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın, dedi" (el-Kehf,18/74). Küçük çocuğun bu erken yaşta vefat ettirilme sebebi Hızır (a.s.) tarafından şöyle açıklandı: "Öldürdüğüm erkek çocuğa gelince; onun anne ve babası mümin kimselerdi. ileride onları isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk istedik ki, Rableri bu ölen çocuk yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini versin" (el-Kehf, 18/80,81). Burada Cenâbı Hak'kın, anne-babanın hayırlı kimseler olması sebebiyle, ileride kendilerini üzecek, büyük sıkıntılara sokacak bir çocuğu erken yasta vefat ettirip, onun yerine daha hayırlı bir evlâdın verilmesinin, gerçekte o aile için "hayır" olduğuna işaret ediliyor.

Yolculuğun üçüncü merhalesi Kuran'da söyle anlatılır: "Musa ve salih kul yollarına devam ettiler. Sonunda bir köye varıp, halkından yiyecek istediler. Halk ise onları misafir etmek istemedi. Musa ve salih kul, orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler, Salih kul hemen onu doğrultuverdi. Bunun üzerine Musa: "isteseydin buna karşılık bir ücret alırdın, dedi. Salih kul şöyle dedi: işte bu seninle benim aramızın ayrılması demektir. Sabredemediğin şeylerin içyüzünü sana anlatacağım" (el-Kehf, 18/77,78). Evi, ücretsiz tamir etmesini salih kul (Hızır) söyle açıklar: "Bu ev, şehirde iki yetim çocuğun idi. Duvarın altında kendilerine ait bir hazine vardı. Bunların babaları salih bir kimseydi. Rabbin, onların rüştlerine erip, hazinelerini bizzat kendilerinin çıkarmalarını istedi. Bu Rabbinden bir rahmettir. Ben bunları kendiliğimden değil, Allâh'ın emriyle yaptım. işte, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur" (Kehf 18/82).

Bu hikmetlerle dolu yolculuktan, insanların günlük hayatta karşılaştıkları bir takım olayların, bazen büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de asıl perde arkasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bazen şer olarak görülen olayların arkasından büyük hayırların ortaya çıktığı görülmektedir. Âyet-i Kerîmelerde söyle buyrulur: "Hoşumuza gitmediği halde, savaşmak size farz kılındı. Belki de hoşumuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır. belki hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötüdür. Allah bilir siz ise bilmezsiniz (el Bakara, 2/216). "... Eğer karılarınızdan hoşlanmıyorsanız. olabilir ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah, sizin için çok hayır takdir etmiştir. " (en-Nîsâ, 4/19). Resûlullah (s.a.s.), Hızır(a.s.)'in ilmiyle ilgili olarak, gemi yolculuğu sırasındaki bir konuşmayı söyle nakleder: "Bir serçe, denizden gagasıyla su alıp, gemiye konmuştu. Hızır (a.s.) bunu Hz. Musa'ya göstererek şöyle dedi: Allah'ın ilmi yanında, benim ve senin ilmin, su serçenin denizden eksilttiği su kadar bir şeydir."
bura
bura

Yusif Memmedeliyev kimdir,Yusif Memmedeliyev Buluşu

Yunis Halilov

Tarih, 1942'nin Aralık ayının 31'ini gösteriyordu. Herkes, bugün 37 yaşına olmuş genç bilim adamı Yusuf Memmedaliyev (Yusif Memmedeliyev)'i tebrik ediyordu. Sadece doğum günü sebebiyle değil; aynı zamanda yeni keşfi için de. O, benzolu propilenle alkilleşdirmek yolu ile izopropilbenzolun sentezi usulünü çalışıp hazırlamış, havacılığın yüksek oktanlı yanacakla temin edilmesine nail olmuştu. İşte bu sayedir ki, 1943 kışından II. Dünya Savaşı'nın sonuna dek İL-2 ve La-5 Sovyet vurucu uçakları havada üstünlüğü ele geçirmişlerdi. Bununla ilgili olarak «Vışka» gazetesi, şöyle yazıyordu:

«Sovyet havacılığının meşhur kahramanı Pokrişkin'den, General Dzusov'un yiğit uçaklarından veya General Osipenkon'un kırıcılarından sorunuz, havada ağalık etmekte size kim yardım etti? Yakovlev, Mikulin ve Memmedaliyev - onlar bir iş gördüler: Sovyet pilotlarına daha yükseğe ve daha uzağa uçmalarına yardım ettiler ».

O dönemde genç alimin bilimsel keşfi, büyük ilgi gördü. O, Ali Baş Komandan Stalin'in teşekkürü ile aday, Lenin madalyası ile taltif olundu ve doğrudan kimya bilimleri doktoru bilim adamlığı derecesi ve profesör akademik adını aldı.

Bir müddet sonra, daha da belirginleştirirsek12 yıl sonra, yani 1954'ün Kasım ayının 19'unda Yusuf Memmedaliyev, diğer bir büyük icadı ile dünya ilmine yeni katkıda verdi. Öyle ki, onun icat ettiği kuvvetli Roket yanacağının yardımı ile Sovyet kozmik roketleri atmosferi geçip yörüngeye çıkabildi ve balistik roketler kuyulara indirilip doğu istikametine tuşlandı, dünyada ilk defa olarak 1957'nin Ekim ayının 27'sinde Sovyet yapay çekimsizlik şartlarında kalktılar.

Tüm bu ilerlemeleri dikkate alarak Moskova, Leninkrad, Novosibirsk ve Bakü bilimsel daireleri, Yusuf Memmedaliyev'in Nobel ödülüne adaylığını teklif ettiler. Aslında, Nobel Komitesi'nin tavsiyesine göre; bilim adamları, kendi tekliflerini açıklamamalı, hiçbir yerde müzakere etmemelidirler. Hatta adayın kendisinin bile bundan haberi olmamalıdır. Fakat Sovyet rejiminde bu kaideye riayet etmek mümkün değildi. Şöyle ki, bu mesele, 29Aralık 1957'de Sov.İKP MK Siyasi Bürosu'nun toplantısında tartışmaya kondu. Genel Sekreter N. S. Kruşşov, büro üyeleri ve üye adayları, fikirlerini bildirdikten sonra belgelerin Nobel Komitesi'ne sunulması hakkında anlaşmaya vardılar. İşte bu sırada, aniden toplantıya gönderilen bir mektup, ortaya çıktı. MK sekreterliğinin takdim ettiği mektupta Sovyet Ordusu Arka Donanım İdaresinin reisi Mareşal Bakramyan, Tank Orduları komutanı General Babacanyan, bir devlet ve savaş sırrı olduğu için bu keşfe dair bilginin Stokholm'a gönderilmesine meslehet görmediler. Devlet Güvenlik Komitesinin sedri A.Şepilovun mektupta yazılanlara kat'i itirazına bakmayarak; A. Mikoyan çıkış ederek mektubun müelliflerine hak kazandırdı ve onları destekledi.

Böylece, üç yüksek vazifeli Ermeni'nin fetvası ile Yusuf Memmedaliyev'in Nobel ödülüne adaylığının ileri sürülmesi başlamadı.

Yunis Helilov
Yusif Məmmədəliyev nə üçün Nobel mükafatını ala bilmədi?
(Orjinal Metin)

Tarix 1942-ci il dekabr ayının 31-ni göstərirdi. Hamı həmin gün 37 yaşı tamam olmuş gənc alim Yusif Məmmədəliyevi təbrik edirdi. Təkcə doğum günü münasibətilə deyil, eyni zamanda yeni kəşfinə görə. O, benzolu propilenlə alkilləşdirmək yolu ilə izopropilbenzolun sintezi üsulunu işləyib hazırlamış, aviasiyanın yüksək oktanlı yanacaqla təmin edilməsinə nail olmuşdu. Məhz bunun sayəsində idi ki, 1943-cü ilin qışından II dünya müharibəsinin sonunadək İL-2 və La-5 sovet qırıcı təyyarələri havada üstünlüyü ələ keçirmişdilər. Bununla əlaqədar olaraq «Vışka» qəzeti yazırdı:

«Sovet aviasiyasının məşhur qəhrəmanı Pokrışkindən, general Dzusovun igid təyyarələrindən və ya general Osipenkonun qırıcılarından soruşun, havada ağalıq etməkdə sizə kim kömək etdi? Yakovlev, Mikulin və Məmmədəliyev – onlar bir iş gördülər: sovet təyyarəçilərinə hamıdan yüksəkdə, hamıdan uzağa uçmaqda kömək etdilər».

O dövrdə gənc alimin elmi kəşfi yüksək qiymətləndirildi. O, Ali Baş Komandan Stalinin təşəkkürü ilə mükafatlandırıldı, Lenin orderi ilə təltif olundu və birbaşa kimya elmləri doktoru alimlik dərəcəsi və professor elmi adı aldı.

Bir müddət sonra, daha dəqiq desək, 12 il sonra, yəni 1954-cü ilin noyabr ayının 19-da Yusif Məmmədəliyev digər bir böyük ixtirası ilə dünya elminə yeni töhfə verdi. Belə ki, onun icad etdiyi bərk raket yanacağının köməyi ilə sovet kosmik raketləri atmosferi yarıb orbitə çıxa bildi və ballistik raketlər quyulara endirilib qərb istiqamətinə tuşlandı, dünyada ilk dəfə olaraq 1957-ci ilin oktyabr ayının 27-də məhz sovet süni peyki çəkisizlik şəraitinə qalxdılar.

Bütün bu yüksək nailiyyətləri nəzərə alaraq Moskva, Leninqrad, Novosibirsk və Bakı elmi dairələri Yusif Məmmədəliyevin Nobel mükafatına namizədliyini təklif etdilər. Əslində, Nobel Komitəsinin tövsiyəsinə görə alimlər öz təkliflərini açıqlamamalı, heç bir yerdə müzakirə etməməlidirlər. Hətta namizədin özünün belə bundan xəbəri olmamalıdır. Lakin Sovet rejimində bu qaydaya riayət etmək mümkün deyildi. Odur ki, həmin məsələ 1957-ci il dekabrın 29-da Sov.İKP MK Siyasi Bürosunun iclasına müzakirəyə çıxarıldı. Baş katib N.S.Xruşşov, büro üzvləri və üzvlüyə namizədlər fikirlərini bildirdikdən sonra sənədlərin Nobel Komitəsinə təqdim olunması haqqında razılığa gəldilər. Elə bu zaman qəfildən iclasa ünvanlanan bir məktub üzə çıxdı. MK katibliyinin təqdim etdiyi məktubda Sovet Ordusu Arxa Təchizat İdarəsinin rəisi marşal Baqramyan, Tank Qoşunları komandanı general Babacanyan dövlət sirri və hərbi sirr olduğu üçün bu kəşfə dair məlumatın Stokholma göndərilməsini məsləhət görmədilər. Dövlət Təhlükəsizlik Komitəsinin sədri A.Şepilovun məktubda yazılanlara qəti etirazına baxmayaraq, A.Mikoyan çıxış edərək məktubun müəlliflərinə haqq qazandırdı və onları dəstəklədi.

Beləliklə, üç yüksək vəzifəli erməninin fitvası ilə Yusif Məmmədəliyevin Nobel mükafatına namizədliyinin irəli sürülməsi baş tutmadı.
Yunis Xəlilov
bura

17.6.10

bura

Regaip kandili şiiri,En güzel Regaip kandili şiirleri


regaib, regaip kandili

Regaip Kandili

Regâip gecesi, Rabbin lütuf gecesi;

Ellerimizi açtık, Rabbim, Sen bizlere ikrâm eyle!

Garip boynumuz, kıldan ince huzuruna gelince;

Al kullarının duâlarını, Rabbim bize ihsân eyle!

İnce ince titreyen yalvarışlarımızı,

Perdelerini kaldır gözlerimizin, bize huzûrunda îmân eyle

Kandil gibi rûhlarımız, parlasın bu gecede.

Aşk ile sevapları bize nûrdan köprü eyle

Niyetlerimizi Sen bilirsin, sırla kaplı gönlümüzün

Dillerimiz sustuğunda kalbimizi şâhit eyle

İçimizde her ne varsa değiştir iman ile yerini

Lutfuna lâyık eyle verdiğimizde nefesimizi

İstekleri Sen bu gece Rabbim, bize çâre eyle...

REGAİP KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN...


bura
bura

El-Hâfid İsm-i Şerîfi duası

El Hafid, Esmaül Hüsna, Islam, Allah

El-Hâfid İsm-i Şerîfi

El-Hâfiz, yukarıdan aşağı indiren, alçaltan, dereceleri düşüren.[1]

Düşmanlarını zilletle alçaltan; izzetiyle inkârcıları, celâliyle böbürlenen mağrurları alçaltan, haksızlığı hak kabul eden despotların burnunu yere sürten, hakkın hatırını âlî etmek için haksızları ve bâtıla taraftar olanları aşağıların aşağısına sürükleyen O'dur.[2]

Sözlükte aşağıya indirmek, alçaltmak, değerini azaltmak anlamlarına gelen "hafd" (حفض) masdarından sıfat olan "Hâfid" (حافض) kelimesinin anlamı, aşağı indiren, alçaltan, değerini azaltan demektir.[3]

Daha önce ifâde edildiği gibi Esmâ'ül-Hüsnâ'nın bir kısmı "müzdevice" (çift) olup, bu gruba giren isimlerin tek başına kullanılması uygun değildir.[4] 99 isimden teşekkül eden meşhûr Esmâ'ül Hüsnâ listesinde, el Bâsıt-el Kâbid, el Hâfid-er Râfi, el Muiz-el Müzil, ed Dar-en Nâfi gibi birbirlerine zıt kavramlardan oluşan bu çift isimler grubu, sevgi ile korku, lütuf ile kahır açısından incelendiğinde, bunlardan sadece Hâfid, Müzl, Kâbız ve Dâr isimlerinin "korku ve kahır" anlamını yansıttığı göze çarpmaktadır. Ancak söz konusu bu dört isim, her ne kadar ilk bakışta "kahır" ifade ediyor gibi görünüyorsa da, bunların her birinin karşıt anlamlı bir başka isimle birlikte kullanılmış olması, ilâhî fiillerin beşer âlemine nasıl bir denge içinde taalluk ettiğini dile getirmesi açısından dikkat çekicidir.[5]

Kurân-ı Kerîm'de belirtilen ilâhî isimler arasında bulunmamakla birlikte meşhur Esmâ'ül Hüsnâ hâdisinde yer alan bu isim, ulûhiyyet ve rubûbiyyeti inkâe eden, kendisinden başkasını beğenmeyip mütekebbir tavırlar sergileyen, hak ve hukuka riâyet etmeyip zorbalık edenlerin sahip bulundukları geçici şan, şeref, mevki ve izzetten mahrum bırakılıp rezil ve rüsvâ kılınabileceğini belirtmektedir.[6]

İnanan insanlara düşen görev, Allah'ın düşürdüğünü O'ndan başka kaldıramayacağını bilmek ve her zaman bu tür kötü âkıbetleri mûcip davranışlardan kaçınmaktır. Zirâ kişiyi şan, şeref, kadr ü kıymetten düşüren, Allah'tır. Ancak bunun sebebi, insanın bizzat kendisidir. Allah'ın itibârdan düşürüp aşağılattığı kimseler, çoğunlukla dünya hayatının geçici yükseklikleri için dînî değerlerin kendilerine sağlayacağı gerçek yücelikleri nazar-ı itibara almayan gâfillerdir.[7]

Hâfid isminin türetildiği "hfd" kökü, Kurân-ı Kerîm'de dört âyet-i kerîmede geçmekte olup üçü farklı şekillerde kullanılmıştır.[1]

لاَ تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَى مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجاً مِّنْهُمْ وَلاَ تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ


"Kafirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere (şefkat) kanadını indir." (el-Hicr, 88) [8]

ve

وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

"Mü’minlerden sana uyanlara kanatlarını indir." (eş-Şuarâ, 215) [9]

âyetlerinde Hz. Peygamber'den (S.A.V.) mü'minleri şefkat ve merhamet kanatları altına almasını...


وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيراً


Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” (el-İsrâ, 24) [10]

âyet-i kerîmesinde ise bütün mü'minleriden "ana-babalarına alçak gönüllülükle kanat germelerini" istemektedir.

3. خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ

4. إِذَا رُجَّتِ الْأَرْضُ رَجّاً

5. وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسّاً

6. فَكَانَتْ هَبَاء مُّنبَثّاً

7. وَكُنتُمْ أَزْوَاجاً ثَلَاثَةً


"Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır." (el-Vâkıa, 3-7) [11]


âyetlerinde ise kıyamet sahnelerinin anlatıldığı Vâkıa sûresinde burada kıyâmetin hem alçaltıcı, hem de yükseltici olduğu ifâde edilmiştir.[12][1]


bura
bura

Ğâşiye süresinin arapça okunuşu,Gaşiye suresi Türkçe meali



Gasiye Suresi

Ğâşiye Sûresi, Okunuşu ve Türkçe Anlamı

Surah Gashiye

Ğâşiye Sûresi, Mekke döneminde inmiştir. 26 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “el-Gâşiye” kelimesinden almıştır. Ğâşiye, "kaplayıp bürüyen" demektir
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ


Bismillēhirrahmēnirrahîm.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...
1. هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ الْغَاشِيَةِ
1. Hel etēke hadîsül ğâşiyeh.

1. (Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi?
2. وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌ
2. Vucûhuy-yevme izin [k]hâşiatün... (Durak yok)


2. O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır.'
3. عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ3. ...Âlimetün-nâsibetün... (Durak yok)

3. Çalışmış, boşuna yorulmuştur.
4. تَصْلَى نَاراً حَامِيَةً
4. ...Teslē nēran hâmiyeten... (Durak yok)

4. Kızgın bir ateşe yollanırlar.
5. تُسْقَى مِنْ عَيْنٍ آنِيَةٍ
5. ...Tusgâ min aynin ēniyeh.

5. Kaynar bir kaynaktan içirilirler.
6. لَّيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍ
6. Leyse lehum taâmun illē min darîil-... (Durak yok)

6. Onlar için (zehirli olan) dari' dikeninden başka bir yiyecek yoktur.
7. لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِي مِن جُوعٍ
7. ...-Lē yusminu ve lē yuğnî min cûğ.

7. Ne doyurup-semirtir, ne açlıktan korur.
8. وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاعِمَةٌ
8. Vucûhuy-yevme izin nâimetul-... (Durak yok)

8. O gün, öyle yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler.
9. لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌ9. ...-Liseğyihē râd(z)iyetün... (Durak yok)

9. Harcadığı-çabadan dolayı hoşnuttur.
10. فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
10. ...Fî cennētin âliyetil-... (Durak yok)

10. Yüksek bir cennettedir.
11. لَّا تَسْمَعُ فِيهَا لَاغِيَةً
11. ...Lē tesmeu fîhē lâğiyeh.

11. Orda anlamsız bir söz işitmez.
12. فِيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ
12. Fîhē aynun cēriyeh.

12. Orda 'durmaksızın akan' bir kaynak vardır.

13. فِيهَا سُرُرٌ مَّرْفُوعَةٌ
13. Fîhē surûrum-merfûatuv-... (Durak yok)

13. Orda 'yükseklerde kurulmuş, tahtlar da vardır;
14. وَأَكْوَابٌ مَّوْضُوعَةٌ
14. ...-Ve ekvēbum-mevdûatuv-... (Durak yok)

14. Konulmuş (içecek dolu) kaplar,
15. وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌ
15. ...Venemērigu masfûfetuv-... (Durak yok)

15. Dizi dizi yastıklar,
16. وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌ
16. ...-Vezerâbiyyu mebsûseh.

16. Ve serilmiş yaygılar.
17. أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ
17. Efelē yenzurûne ilel ibili keyfe [k]huligat.

17. Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı?
18. وَإِلَى السَّمَاء كَيْفَ رُفِعَتْ
18. Veilessemēi keyfe rufiat.

18. Göğe, nasıl yükseltildi?
19. وَإِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ
19. Veilel cibēli keyfe nusibet.

19. Dağlara; nasıl oturtulup-kuruldu?

20. وَإِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ21. Veilel ardi keyfe sutihat.

20. Yere; nasıl yayılıp-döşendi?
21. فَذَكِّرْ إِنَّمَا أَنتَ مُذَكِّرٌ
21. Fezekkir innemē ente müzekkir.

21. Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın.
22. لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ

22.
Leste aleyhim bimusaytirin... (Durak yok)

22. Onlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin.

23. إِلَّا مَن تَوَلَّى وَكَفَرَ
23. ...İlle men tevellē ve kefera... (Durak yok)

23. Ancak kim yüz çevirir ve inkar ederse
24. فَيُعَذِّبُهُ اللَّهُ الْعَذَابَ الْأَكْبَرَ
24. ...Feyuazzibuhûllâhul azēbel ekber.

24. Allah, onu en büyük azap ile azaplandırır.

25. إِنَّ إِلَيْنَا إِيَابَهُمْ
25. İnne ileynē iyēbehum... (Durak yok)
25. Şüphesiz onların dönüşleri Bizedir.
26. ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ
26. ... Sümme inne aleynē hisēbehum.

26. Sonra onları hesaba çekmek de elbette Bize aittir.

Sadekallâhül Azîm. (Azîm olan Allah, ne güzel ne doğru söyledi.)

bura

1.6.10

bura

En güzel Sabah Ezanı dinle,Eyü Sultan Camiinde Sabah Ezanı dinle

Tüyler Ürpertici eyüp sultan camiinde okunan sabah ezanı


bura
bura

Onilen İlahi dinle,Araya araya bulsam izini varamadım medineye ilahisi dinle

Arayı arayı bulsam izini ilahisi


bura
bura

Esmaül hüsna ilahisi dinle,Allahın İsimleri esmaül hüsna ilahisi indir

Yüce Yaratıcımız Allahü tealanın isimleri yani esmaül hüsna ilahisi


bura
bura

Mustafa Cihat Amenna İlahisi Dinle,Mustafa Cihan Amenna indir

Mustafa cihattan çok güzel bir ilahi amenna ilahisi videosu


bura
bura

Abdurrahman Önül Cennetine İlahisi Dinle,Koy bizide Cennetine mp3 indir

Bu bu amellerim ile giremem cennetine Rabbim bizide af eyle koy bizide cennetine ilahisi


bura
bura

Kutsal Kitap Kuran-ı Kerimin Mucizeleri ve Sırları

Allah, Kuran'da insanlara ibadetlerin, emir ve yasakların, güzel ahlak özelliklerinin yanı sıra birçok sırrı da haber verir. Bunlar, çok önemli sırlardır ve insan çevresine dikkatli bir gözle baktığında, hayatı boyunca bu sırların gerçekleştiğine şahit olur. Bu sırlar, Kuran dışında hiçbir kaynakta bulunmazlar. Dünyanın en kültürlü, en zeki, en araştırmacı veya gözlemci insanının dahi haberdar olamayacağı bu önemli sırların tek kaynağı Kuran'dır.

Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu sırlardan haberdar olmayan insanlar, hayatları boyunca bunları bilmemenin sıkıntı ve zorluğu içinde yaşarlar, ancak neden sıkıntı ve zorluk içinde olduklarını da bilmezler. Kuran'ın bu sırlarını öğrenenler içinse dünya hayatı çok kolaydır, sevinç ve heyecan doludur.

Bazı insanların Kuran'daki sırları görmemeleri ve kavrayamamaları ise Allah'ın yarattığı ayrı bir sırdır. Çünkü Kuran, herkesin anlayabileceği kadar açık ve anlaşılır bir kitaptır. Allah Kuran için şöyle buyurur:

Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi ve size apaçık bir nur (Kuran) indirdik. İşte Allah'a iman edenler ve O'na sarılanlar, onları Kendisinden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir ve onları Kendisine varan dosdoğru bir yola yöneltip-iletecektir. (Nisa Suresi, 174-175)

Ne var ki, insanların büyük bir çoğunluğu, en karmaşık fizik problemlerini çözebilmelerine, en karmaşık ve anlaşılmaz felsefeleri anlayıp uygulayabilmelerine rağmen, Kuran'ı bütün açıklığına ve sadeliğine rağmen bir türlü kavrayamazlar. Kavrayamadıkları için, dünya hayatının gerçeğinden habersiz olarak her gün biraz daha ölümlerine ve ahretteki asıl hayatlarına yaklaşırlar. Kuran'daki sırlar müminler için büyük bir rahmet olurken, inkarcılar için dünyada ve ahrette azaba sebep olurlar. Allah bir ayetinde bu gerçeği şöyle bildirir:

Kuran'dan mü'minler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Oysa o, zalimlere kayıplardan başkasını artırmaz. (İsra Suresi, 82)

İnsan sabah kalktığı andan itibaren, Allah'ın yarattığı bu sırların tecellilerini görebilir. Bunun için gafil olmaması, her an Allah'a dönüp yönelerek düşünmesi yeterli olacaktır. O zaman hayatının, insanların çoğunun önyargıyla kabul ettiği kurallara kesinlikle bağlı olmadığını, tek geçerli hüküm ve kuralların Allah'ın kanunları olduğunu görecektir. Bu çok önemli bir sırdır. İnsanların, yüzyıllardır en kesin doğrular olarak kabul ettikleri kural ve uygulamaların birçoğunda insanlar için hayır yoktur ve onlar aslında büyük bir yanılgı içindedirler. Hak olan, Kuran'da yazanlardır. Kuran'ı samimi bir niyetle okuyan, her olayı Kuran ve iman gözüyle, Allah'ın dostu olarak değerlendiren her insan, bu önemli sırları ve daha fazlasını kendi nefsinde ve çevresinde apaçık görecek; Allah'ın her varlığın, her insanın, hatta her kalbin ve her düşüncenin tek hakimi olduğunu daha iyi kavrayacaktır. Allah ayetlerde şöyle bildirmektedir:

Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. her şeyin üzerinde Rabbinin şahit olması yetmez mi? Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, her şeyi sarıp-kuşatandır. (Fussilet Suresi, 53-54)

Müminler, sahip oldukları her nimet için ne kadar aciz ve muhtaç olduklarını düşünerek Allah'a şükrederler. Allah, onların bu ahlakına karşılık olarak Kuran'da bir sır bildirmiştir. Bu sır, Allah'ın şükredenlere nimetlerini artıracağıdır. Örneğin sağlığı ve gücü için şükredici olan bir Müslüman'ın Allah gücünü ve sağlığını daha da artırır. İlmi veya mülkü için şükredenlere Allah daha çok ilim ve mülk verir. Bu, onların Allah'ın verdikleri ile yetinen, sahip oldukları nimetlerle sevinen, samimi ve Allah'la dost insanlar olmalarındandır. Allah, bu sırrı Kuran'da şöyle bildirmiştir:

"Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir." (İbrahim Suresi, 7)

Allah'ın şükredenlere nimetlerini artırması Kuran'ın sırlarından biridir. Ancak burada unutulmaması gereken, bu şükrün gerçek bir samimiyetle yapılması gerektiğidir. Samimi olarak Allah'a yönelerek, O'nun sonsuz şefkat ve merhametinin coşkusunu hissederek yapılamayan, sadece göstermelik olarak dile getirilen bir şükür ifadesi elbette son derece samimiyetsizdir. Ve sinelerin özünde saklı duranı bilen Allah, bu samimiyetsizliğin de şahididir. Böyle bir ruh hali içinde şükredenler, Allah'ın sinelerin özünde saklı duranı, insanların niyetlerini, gizlediklerini, gizlinin de gizlisini bildiğinin şuurunda değildirler. Rahat bir ortamda göstermelik ifadelerle şükreder ama zor bir anda rahatça nankörlük yapabilirler.

Şunu da unutmamak gerekir ki, samimi müminler, en zor koşullarda dahi şükredicidirler. Yüzeysel düşünen bir kişi, müminlerin sahip oldukları nimetlerde bir azalma görebilir. Ancak müminler her olayın ve ortamın nimet yönünü görebildikleri için bunda da bir hayır olduğunu bilirler. Örneğin Allah insanları biraz korku, açlık ve canlardan ve mallardan eksiltme ile deneyeceğini bildirmektedir. Böyle bir durumda müminler, bunlara sabrettikleri takdirde Allah'ın kendilerini cennet nimetleri ile mükafatlandıracağını umarak, sevinir ve şükrederler. Allah'ın kendilerine hiçbir zaman güçlerinin üzerinde yük yüklemeyeceğini bilir, bunun güven ve teslimiyeti ile sabreder ve şükredici olurlar. Bu nedenle her zaman şükredenlerden olmak belirgin bir mümin vasfıdır ve Allah, şükredenlere hem ahrette hem de dünyada nimetlerini artırarak verecektir.

Dünyayı Allah insanları imtihan etmek için yaratmıştır. Ve imtihanın gereği olarak her insanı bazen bolluk ve güzellik vererek, bazen de şiddetli sıkıntılara uğratarak dener. Olayları, Kuran'da bildirilen gerçeklere göre değerlendirmeyen insanlar, karşılaştıkları zorluklar karşısında ne yapacaklarını bilemez, karamsarlığa kapılır, ümitsizliğe düşerler. Oysa Kuran'da Allah'ın bu konu ile ilgili olarak bildirdiği ve ancak samimi bir imana ve teslimiyete sahip olan kulların görebildiği önemli bir sır vardır. Bu sırrı Allah şöyle bildirmiştir:

Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.

Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. (İnşirah Suresi, 5-6)

Allah sonsuz merhameti, şefkati ve adaleti ile, yarattığı her olayda hem bir kolaylık kılar, hem de her insanı gücüne göre denemelerden geçirir. Allah'ın insanlara emrettiği ibadetler, onları denemek için yarattığı zorluklar, insanlara yüklediği sorumlukların hepsi insanların gücü oranındadır. Bu iman edenler için bir müjde ve rahatlık, Allah'ın rahmetinin bir göstergesidir. Allah, bu sırrı Kuran'da şöyle bildirir:

"Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz." (Enam Suresi, 152)

İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (Araf Suresi, 42)

Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar. (Mü'minun Suresi, 62)


Insanların büyük bir çoğunluğu, dinin hayatlarını zorlaştıracağını, onlara birtakım ağır sorumluluklar yükleyeceğini zannederler. Bu, şeytanın dinden saptırmak için insanlara verdiği bir vesvese ve büyük bir yanılgıdır Allah, iman eden insanlara zorlukların ardından kolaylık dilediğini bildirir. Ayrıca tevekkül ve kadere iman gibi dinin temel konuları, insanın üzerindeki tüm ağırlıkları, zorlukları, sıkıntı ve hüzün veren tüm olayları kaldırır. Din ahlakını yaşayan bir insan için sıkıntılı, hüzün veya ümitsizlik veren hiçbir konu kalmaz. Allah, birçok ayetinde Kendisine uyanları ve dinine yardım edenleri yardımıyla destekleyeceğini ve onları hem dünyada hem de ahirette güzel bir hayatla yaşatacağını vaat eder. Vaadinden asla dönmeyen Rabbimizin bu konu hakkındaki sözleri şöyledir:

(Allah'tan) Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Hayır" dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir. (Nahl Suresi, 30)

Müminlerin hedefi Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini ve cennetini kazanmaktır. Ancak, insan zayıf ve unutkan yaratılmıştır; bu nedenle birçok hatası veya eksiği olabilir. Kullarını en iyi bilen, sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Allah, samimi kullarının kötülüklerini örteceğini ve onları kolay bir hesap ile sorguya çekeceğini bildirmiştir:

Artık kimin kitabı sağ yanından verilirse, o, kolay bir hesap (sorgu) ile sorguya çekilecek ve kendi yakınlarına sevinç içinde dönmüş olacaktır." (İnşikak Suresi, 7-9)

Allah, elbette ki her insanın kötülüklerini iyiliğe çevirmez. Allah'ın kötülüklerini örterek affettiği müminlerin özellikleri de Kuran'da bildirilmiştir:

- Büyük günahlardan kaçınanlar

Allah bir ayette "Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin kusurlarınızı örteriz ve sizi 'onurlu-üstün' bir makama sokarız." (Nisa Suresi, 31) diye bildirir. Bunu bilen müminler Allah'ın çizdiği sınırlara çok dikkat eder, bunların dışına çıkmaktan ve harama girmekten sakınırlar. Eğer unutarak, yanılarak veya gaflete kapılarak bir hataları olursa, hemen Allah'a yönelir ve tövbe ederek, O'ndan bağışlanma dilerler.

- Salih ameller işleyenler

Allah, başka ayetlerinde ise, salih amellerde bulunanların kötülüklerini örteceğini bildirir. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:

«Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.» (Furkan Suresi, 70)

Bir insanın, sadece Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için yaptığı her eylem ve davranış salih bir ameldir. Ahirette, Allah'ın kötülüklerini örterek iyiliklere çevirmesini dileyenler, daima Allah'ın en hoşnut olacağı tavrı seçmelidirlekkk
bura